Archive for Aralık, 2010

Son zamanlarda ülkemizde de popülerlik kazanmaya başlayan farklı bir dondurma çeşidi var. İtalyan kökenli olan gelato?ya klasik anlamda dondurma demek pek de doğru olmuyor. Özellikle İtalyanlar ingilizcede (İce-cream) olarak çevrilen, dondurma kelimesini kendi dondurmalarında asla kullanmıyorlar ve kesinlikle ayırıp ona gelato diyorlar.

Aslında ayırmakta ve özellikle dondurma(ice-cream) yerine gelato kullanmakta pek haksızda değiller. Çünkü baktığınız zaman bakkalda satılan paketli ürünlerde dondurma, katkısız daha zengin malzemeler ile hazırlanan ithal dondurmalarda dondurma, ülkemizde bizim tekniklerimiz ile yapılan dondurmalarında adı dondurma diye geçiyor.

Gelato?

Gelato süt, krema, şeker, yumurta, meyveler, vb? taze ve doğal malzemelerin karışımıdır. Diğer dondurmalardan ayrılan en büyük özelliği taze dondurma olmasıdır. Gelato birkaç gün raf ömrü olan bir üründür. Taze yapılır ve taze iken tüketilir. Dondurmanın tazesi olur mu demeyin, bol taze malzeme dolu, koruyucu içermeyen gelato, -12 ila -16 dereceler arasında tezgahda bekler, bu şekilde muhafaza edildiğinden gelato?nun raf ömrü kısadır.

Gelato bizim bildiğimiz paketli dondurmalardan çok daha az hava içerir. Bugün süpermarketten aldığınız bir kutu dondurmanın neredeyse yarısı havadır. 1lt alırsınız ancak 600gr dan azdır. Gelato genelde %25-%30 hava içerir. Bunun anlamı her kaşık da daha yoğun malzeme içermesidir.

Yani her ağzınıza attığınız kaşıkta yoğun bir lezzet alırsınız. Taze malzemeler ile hazırlanan gelato?nun rengi de canlı olur, tazeliğin kokusunu alırsınız ve doğal malzemenin dokusunu ağzınızda hissedersiniz. (Bir defasında İtalya da yediğim bir şeftalili gelato, taze şeftali gibi kokuyordu. Bunun nasıl olduğunu sorduğumda, tezgahtar mevsiminde meyvelerin bu kokuyu gelato olduktan sonrada koruduğunu söylemişti.) Yağlılık ve şeker oranları da Amerikan standartlarına göre olan dondurmadan farklılık içerir. Gelato da yağ da şeker de daha azdır.

Gelato da üç temel baz vardır. Bunlar farklı çeşnilerle çeşitlendirilir. Bu bazlar beyaz baz, sarı baz ve çikolatalı baz dır. Gelato tariflerinde beyaz baz süt ve şekerdir. Sarı baz beyaz baza yumurta sarısı eklenmiş halidir. Çikolatalı baz ise beyaz baza kakao eklenmesinden elde edilir. Bu bazlar gelatonun başlangıcını oluşturur. Ardından hangi çeşniler ile lezzetlendireceğiniz konusu gelir.

Gelato yapımında zaman alan ve önemli olan bir konuda bazı dinlendirmektir. Evde yaptığınız cheesecake gibi 1 gün dolapta bekledikten sonra bazlarında lezzeti artar. Bazlar zaman zaman 48 saat kadar da bekletilebilir ve daha sonra Gelato haline getirilir.

İyi bir gelato dinlendirilmiş bir baz ile, taze malzemelerin karışımının, günlük sunulmasıyla mümkündür. Ben bu yazıyı yazmadan önce kendime bir baz hazırlamıştım, ve şimdi onu yapmaya gidiyorum? Hala gelato ile tanışmadıysanız ilk gördüğünüz gelato dükkanında durup bir top denemeniz dileği ile. Afiyet olsun?


Dondurma ? Ekipman ? Külah & Kap ? Dekorasyon

4 adımda dondurmacı açmak için yapmanız gerekenler.

Dondurma

Eğer kendi dondurmacınızı açacaksanız, dondurmayı da kendiniz üretirseniz iyi olur.

Peki ama nasıl dondurma üretebilirim? Beğendiğiniz bir ustayı işe alabilir yada kendiniz öğrenip, yapmaya başlayabilirsiniz. Elbette dükkanı açınca, yinede bir usta gerecektir.

Dondurma işini nasıl bir teçhizatla yaparım? Önce dondurma makinesi alacaksınız. Alırken dikkat etmeniz gereken 2 şey var. Birincisi üretim kapasitesi, yani saatte kaç kilo dondurma yaptığı? Diğeri kullanım kolaylığı, yani kolay kullanılabilir, programlanabilir ve temizlenebilir olması. Son zamanlarda, bildiğimiz dikey duran dondurma makineleri yerine, yatay makineler kullanılır oldu. Yatay dondurma makineleri hem daha verimli çalışıyorlar hem de daha kullanışlılar.

Dondurma makinesinin yanında birde ocağınız olmalı, yada pastörizatör de kullanabilirsiniz. Son olarak, pişirdiğiniz dondurma karışımlarınız için, buzdolabınız olmalı. Dondurma karışımlarınızı pişirip, dinlendirip, dondurma makinesine atabilirsiniz. Çıkan dondurmalar için son olarak, -18 , -24 derecelik derin dondurucu(deepfreez) gerekli.

Dondurmacı İçin Gereken Minimum Ekipman

Teşhir Dolabı

Teşhir dolabı sizin vitrininizdir. Ürününüzün değer bulacağı yerdir. Dolap konusunda seçici olmalısınız. Genelde en pahalı malzeme teşhir dolaplarıdır, ancak iyi bir dondurma teşhir dolabı ödenen her kuruşu, sonuna kadar hak eder. Teşhir dolabından kısmayı düşünürseniz bu işe girmeyin derim.

Teşhir dolabının vitrin olmanın yanında ikinci bir özelliği vardır. Ürünlerinizi açılıp kapanan dolapta sağlıklı bir şekilde korumak. Hem vitrin hem de kaliteli ürünün, koruyucusudur teşhir dolabı.

Saklama Dolabı

Dondurmalarınızı stoklayacağınız hatta akşam dükkanı kaparken teşhirden çekip kaldıracağınız bir tane daha dolap gereklidir. Havalı bir şey olmasına gerek yok, -18 derecede durabilen(deepfreez), ihtiyacınızı karşılayacaktır.

Dondurmanızı sergileyecek bir dolap ve saklayacak bir dolabınız olduğuna göre, iş satarken kullanacağınız ekipmanlara geldi.

Not: Bir dondurmacıda en kötü duruma yetecek kadar, jeneratör bulunması gerekir.

Dondurmanın Sunumu Külah ve Kap…

Dondurmayı 2 şekilde satabilirsiniz. Biri külahta, bir diğeri kapta. Bu kap, ister karton, ister cam kup yada waffle vb… olabilir. Külah, olarak da hazır külahlar ve kornetler piyasada bulunmaktadır. Ancak kendi kornetinizi yapmak isterseniz de göründüğü kadar zor değildir. Külah yapmak için bir pişirici birde sarma aparatına ihtiyacınız olacaktır. Tabii bunun için, en az bir adam ve m2 ayıracağınızı unutmamalısınız.

Dondurmacı Dekorasyonu

Eski dondurmacılar genelde pastane görünümlü oluyorlardı. Son yıllarda sadece dondurma satmaya odaklanan daha çok dükkan açılmaya başladı. Son zamanlarda açılan dondurmacıların genelde beyaz, pembe, turuncu, yeşil veya krem gibi renkleri tercih ettikleri görülüyor.

Beyaz sütü temsil ettiğinden iyi kullanıldığı takdirde uygun bir renktir. Ancak beyaz kullanmak biraz zordur. Beyaz kullanıyorsanız kontrast renkleri de ara ara kullanmak zorundasınızdır. Bembeyaz bir dükkan hayal ettiğiniz kadar iyi durmayabilir. Pembe, turuncu ve yeşil, kullanabileceğiniz diğer canlı renklerdir. Mekanda aşırı yeşil veya pembe herkesi boğar, renginize aşık olmayın, onu rahatlatıcı ve insanların hoşuna gidecek şekilde kullanın. Krem rengi, son zamanların favorisi oldu. Cafe&Restoran tarzı yerlerde, coffee shop?lar da özellikle çok kullanılan bir renk tonu krem ve kahve rengi. Kahve ile özleşen krem ve tonları, dinlendirici bir özelliğe de sahiptir. Ancak aşırı krem rengi sizi dondurmacılıktan biraz uzaklaştırabilir.

Renklerin kodlarını ve oluşturmak istediğiniz konsepti düşünerek uygun bir kombinasyon yapabilirsiniz. Beyaz-yeşil, krem-pembe veya tek renk, bu birazda hayal gücünüz ile sınırlı.

Renklerin dışında canlı görseller, fotoğraflar her zaman mekana hareket katacaktır. Kaliteli görseller hem dışarıdan bakanlara, hem de içeriye giren müşterilere sizi anlatan unsurlardır. Görsel araçları kullanın ve daha iyileri için her zaman yatırım yapın.

Dondurmacınızı dekore ederken, ağır bir hava olmamalıdır. Ancak şekerci gibi rengarenk olmakta ters tepebilir. Bütün görüntünüz, sütü veya meyveyi işlediğinizi ifade eden bir yapıda olması faydalı olacaktır. Organik malzemeleri de dekorasyonunuzda kullanırsanız bunu daha iyi ifade edebilirsiniz.

Yapabilirsiniz

Dondurmacılık çok eski bir iş gibi görünse de, fazla dondurma markası piyasada bulunmamakta. Özellikle İtalyan dondurması vb? farklı dondurmalar yapan işletmeler kolayca bu boşlukta çoğalabiliyor. Farklı olabileceğinize inandığınız nokta da, teknik işler gördüğünüz gibi oldukça az. Yapmayı ve yemeyi seviyorsanız, neden bir dondurma dükkanınız olmasın ki?

Dondurma Yapmanın Sırrı?

Dondurma yapmaya başlamadan önce dondurmanın ne olduğuna bakalım. Dondurma süt bazlı veya su bazlı bir karışımın soğutularak karıştırılması ile elde edilen bir tatlıdır. Basitçe meyveli bir dondurma şeker ve meyve suyundan ibarettir. Meyve suyunu alıp buzluğa koyarsanız dondurma yerine buz elde edersiniz, buz ile dondurmayı ayıran sihirli element şekerdir.

Sorbe Nedir? Kökü Nereden Gelir?

Yazın en serinletici, damaklarda buz gibi bir serinlik bırakan dondurmalar genelde saf meyveli olanlardır. Son zamanlarda İtalyan dondurmacılarında Sorbe(Sorbetto) olarak karşımıza çıkıyorlar. Aslında günümüze en yakın meyveli dondurma yapımı tarihte Hz.Muhammed dönemine dayanmakta. Meyve sularını dışı buz ve tuz karışımı ile dolu bir kaba koyarak yaparlarmış. Sorbetto kelimesinin kökeni de çok iyi bildiğimiz bir kelimeden ?şerbet? den gelmektedir.

%100 Doğal Taze Meyveli Dondurma

Şimdi taptaze meyvelerden, gerçek bir meyveli dondurma yapmak için gereken malzemeleri sıralayalım. 3 adet iri şeftali, yarım su bardağı şeker, bir su bardağı su, birkaç damla limon suyu.

Bu formülü şeftaliden daha tatlı meyvelerde şekeri azaltarak daha ekşi meyvelerde de biraz artırarak uygulayabilirsiniz.

Nasıl bizim Maraş dondurmamız varsa, İtalyanlarında kendilerine has bir dondurmaları var. Bu dondurmanın da adı Gelato. Peki nedir bu Gelato? Neden dondurma deyip geçmiyorlar?

Dünyanın en büyük endüstrisi olan Amerika, dondurmanın(ice cream) nasıl olması gerektiğini ve özelliklerini tanımlamıştır. Yağ oranlarından, hava miktarına vs? belli ölçüleri olan donmuş ürünlere dondurma denmektedir. Özellikle yapılış şekli ve içeriği ile İtalyanların Gelato?su, dondurma(ice cream) olarak tanımlanan üründen farklıdır. Bu sebepten İtalyanlar kendi dondurmalarına, Gelato derler ve dondurma ismini kullanmazlar.

Gelato daha az hava içerir, daha az yağlıdır, daha az şekerlidir. Daha çok lezzet veren çeşniler içerir (kakao, vanilya, çilek, çikolata vs?). Gelato aynı zamanda taze dondurmadır. Ülkemizde bu konu biraz farklı algılansa da, gelato taze taze yapılıp, yenir.

Dondurmanın tazesi de olur mu? Donmuş ürün nasıl taze olur diye, düşünebilirsiniz. Ancak gerçek Gelato, günlerce rafta isteseniz de durmaz. İçinde yoğun malzeme ve az hava olduğundan, tezgaha çıkan Gelato bir zaman sonra deforme olamaya başlar. İtalyanlar genelde Gelato?yu günlük yapıp tüketirler.

Gelato aynı zamanda artizan, gurme dondurma olarak da karşınıza çıkabilir. Bunun sebebi, taze olup katkı içermemesi, içinde yoğun malzeme barındırması, küçük miktarlarda özenle üretilen bir çeşit dondurma olmasıdır.

Nedir sağlıklı dondurma? Doğal olan dondurma olarak nitelendirebiliriz. Hiç birimiz gıda mühendisi değiliz, olamayız da. Peki o zaman bir dondurma sağlıklı mı değil mi nasıl bilebiliriz?

Diğer bir çok yiyecek içinde geçerli bir kural var. Etiketi okumak ve okuduğunuz şeyden emin değilseniz almamak. İçindekiler bölümüne dikkat edin. Örnek vermek gerekirse, çok kullanılan glukoz şurubu mesela? Eskiden şeker yerine neden bu yazar diye düşünürdüm. Sonra öğrendim ki, glukoz şurubu, mısırdan elde edilen bir şekermiş. Bazı GDO konusunda popüler bitkiler var, ve mısır bunların başında geliyor. Bunun gibi, etiketlerde alışık olmadığımız malzemeler ile karşılaşabiliyoruz.

Diğer yiyeceklerde olduğu gibi, dondurmada da etiketi okumak gerekli. Yerel üreticilere de elbette sorup, öğrenmenizde fayda var. Özellikle çocukların çok tükettiği bir ürün dondurma. Dondurmayı çocuklarınıza güvendiğiniz yerlerden almanız, ve onları doğal ve sağlıklı olana yönlendirmeniz önemli. Doğal malzemelerle yapılmış, gerçek dondurmanın tadına alışan bir çocuk, gelecekte de yine doğal tatlar isteyecektir. Yani sağlıklı beslenecektir.

.

Yurtsan Atakan?ın 26 Aralık 2010?da yazdığı ?Seninki kaç santim diyerek balıklar kurtarılmaz? başlıklı yazıdan dolayı Akşam gazetesini protesto ediyorum.

Yurtsan Atakan Lüfer konusunu önemsemeyebilir, soyunun tükenmediğini düşünebilir. Kendi twitter?ında inanç sömürüsü yapılıyor demiş? Ama her ne düşünürse düşünsün esas olan bunlar değil. Esas olan Yurtsan Atakan?ın, başka bir canlının yaşama hakkını hiç düşünmemesi ve twitter üzerinden insanlara hakaretler yağdırması.

Yurtsan Atakan

Yurtsan Atakan diyor ki; Lüferin tükendiğinin kanıtı yok. Balıkçılar da diyor ki; Lüfer tükeniyor. Sizce bir köşe yazarı, bütün balıkçılardan daha çok mu biliyor?

Yurtsan Atakan nasıl olurda, hiçbir araştırma yapmadan, konuyla ilgili çalışmadan, Akşam gazetesi gibi bir yayın kuruluşunda, arkadaşının sözleri üzerine, yazı yazabilir? Sadece başkalarının iddialarına karşı çıkmak ve bu şekilde popüler olmayı amaçlamak için, halkı bir canlının yavrusunu tüketmeye teşvik etmek, sadece vahşice.

Yurtsan Atakan?ın twiter?dan yazdıklarını görünce bir kez daha dehşete düştüm. Akşam gazetesinde yazan Yurtsan Atakan nasıl olurda bu şekilde kelimeler sarf edebilir diye düşündüm;

  • Yurtsan Atakan diyor ki: Lüfer neslinin tükenmediğini dair senin elinde bilimsel araştırma var mı diyen zavallıların olması ve üstelik çokça çıkması ne hazin durum..(Twitter dan aynen alınmıştır.)
  • Yurtsan Atakan diyor ki: Lüferin nesli tükeniyor diye iddia eden varsa iddiasını ispat etmek iddia sahibine düşer. Tersini sen ispat et demek dangalaklık. (Twitter dan aynen alınmıştır.)

Yurtsan Atakan toplumda hiç tanımadığı bir sürü insana, zavallı diyebiliyor, onun gibi düşünmeyenlere dangalak diyebiliyor? Bunları söyleyerek de para kazanıyor. Türkiye?de memurlar, işçiler zorlukla ekmeklerini kazanmak için ter dökerken, üniversite öğrencileri de işsizken? Hayat, bu kadar zor iken, bu ifadeler ile para kazanıyorsa birileri, buna para ödeyen Akşam gazetesine ben bir şey kazandırmak istemiyorum.

Bu üslup da olan kişiler elbette Lüfer?de, Çinekop?da yiyebilirler. Bu canlının yaşama hakkıyla ilgilenmeyebilirler. Bu hakaretleri eden kişilerin, bu tip lüksleri vardır.

Yemeyecek olan kişiler, bu üslupta olmayan, başkalarına hakaret etmeyen, çevresini daha iyi bir yer yapmak için ne imkan bulsa çalışan, sıradan insanlar olacaktır.

Yurtsan Atakan?ın bu üslubundan dolayı ve canlıların yaşama hakkını hiçe saymasından dolayı, ben Yurtsan Atakan?ın yazdığı, Akşam gazetesini protesto ediyorum ve almıyorum ve çevreme bu olaydan bahsediyorum. Yurtsan Atakan yazdıkça Akşam gazetesi almayacağımda. Umarım bu büyük yayıncı kuruluş, bu konuyu dikkate alır. Umarım yazar Yurtsan Atakan, ileride doğa içindeki canlılara daha sağ duyulu yaklaşır.

Not: Bu konun dışında Akşam gazetesi beğendim bir gazete idi. Ancak bu durum yüzünden üzülerek alamayacağım.

2011?e keyif dolu veya stres içinde girmiş olabilirsiniz. Keyif dolu iseniz, daha da çok keyifli olmanızı dilerim. Stres içinde olanlara, zor günler geçirenlere bir şey hatırlatmak isterim. Kendi içimizde olan bir cevheri hatırlatmak isterim.

01.01.11 tarihini okuduğunuzda, bunun bir başlangıç olduğunu hissederiz. Aslında daha önceki günlerin devamıdır. Ancak bizim için daha iyiye bir başlangıçtır, umuttur. Bu yeni yılda da umudunuzu kaybetmeyin. Çalışmalarınız, çabalarınız, birikiminiz her zaman sizi diğerlerinden daha ileri götürecektir. Nasıl bir zorluk içinde olursanız olun, yeteneklerinizi kullanarak ilerleyebilmek için tek bir heyecana tek bir cevhere ihtiyacınız var. Umut.

Yeni yılda umut edin ve kendinize inanın. Umut dolu gözlerinizle başkalarınada umuda inandırın. İlk gününden, son gününe kadar, heyecanınızı ve umutlarınızı sürekli yaşatacağınız bir yıl dileği ile?

Tags:

Bu repliği Recep İvedik izleyicileri eminim çok iyi hatırlıyorlardır. Recep İvedik, kendisine vurgun, şişman bir kızdan kaçıyordu. Bu sözler, o kızın Recep İvedik?i yakaladığı zaman, ona söylediği aşk sözcükleriydi. Ama konumuz Recep İvedik değil. Konumuz restoranlar ve büfeler. Ne alaka var şimdi, öp beni Recep ile restoranların, büfelerin…

Filmi izlemediysenizde, hayal edin. Bir kız, bir oğlanın aklını çelebilmek için ?öp beni, ye beni? diyor. İçinizden bu kadarıda fazla dersiniz. Aslında kızın pek şansı olmadığından oğlanın üzerine gidiyor diye düşünürüz. Oğlanın ilgisi olsa bu kadar üstelemenin ne anlamı var ki?

Aynı üstelemeyi günlük yaşantımızda bir çok restoran ve büfe de yapıyor. Her yere bir sürü ürünün fiyatını yazıyorlar. Camları kebap, döner, tost fiyatları ile dolu. Bas bas bağırıyorlar fiyatlarımız ucuz bize gelin diye. Bize gelin diye açıkca bağırmak, size ihtiyacım var demektir. Müşteriler her zaman güçlü işletmeler ile çalışmak ister. Müşteriye muhtaç yerlerle değil. Fiyatlarınızı bu şekilde bağırmanız çifte kavrulmuş bir etki de yaratıyor. Müşteriye muhtaç olmanın yanında birde, içeride müşteri olan kişiyi ucuzcu ve fiyat endeksli biri yapıyor. İnsanlar ucuz olanı almak isterler ancak ucuz görünmek istemezler…

İşletme sahipleri, büyük ihtimalle istemeden bu itici görüntüyü oluşturuyor. Aslında biraz da çaresizlik var. Bir an önce para kazanmak zorunda olmaları ve aslında ne yapacaklarını bilmemeleri, bu şekilde aşırı hareketler ile sonuçlanıyor.

Gıda tüketimi, elektronik eşya almaya benzemiyor. Apple’ı ucuza almak, bir fırsattır çünkü aldığınız Apple dır, değerli bir markadır. Ama Çinli taklidini ucuza almak, bir fırsat değildir, çünkü o zaten ucuz olmalıdır. Gıda da ise ancak bir segmentin sahibi iseniz, kendinizi Apple yerine koyabilirsiniz. Gıda işletmeleri müşteri portföyleri de belli işletmelerdir, fiyatlandırmanızda bu portföye uygun olmalıdır. Pazarlama çalışmalarınızda, kendinize elektronik dünyasını ve benzeri sektörleri örnek almayın.

Peki iyi cirolar yapan gıda işletmeleri bunu yapıyor mu? Bir çok zaman cevap hayır. Çoğu zaman aşırı şekilde fiyatlarını sergilemiyorlar. En aşırısı, belli bir ürünün fiyatını vurguluyor, yada kampanyasını duyuruyor. Bütün ürünlerinin fiyatını bile kampanya başlığı altında indiriyorlar.

İşletmeniz öp beni Recep, ye beni Recep dediğinde, filimdeki şişman kız gibi, müşterinin gözünde, itici görüneceksiniz. Bunun sonucunda, müşteri kaçacak ve günden güne işler düşecek. Bir düşüş yaşıyorsanız, kendinize bunu sorun.

Makarna dediğimizde hepimizin aklına, paketli, marketlerden aldığımız makarna gelir. Ancak İtalya da makarna (pasta) dendiğinde durum çok başka. Onlar için makarna sadece paketli kuru bir malzeme değil, aynı zamanda taze tüketilen günlük bir ürün.

Ara sokaklarda aynı bizdeki kasap dükkanları gibi, makarna dükkanları var. Bu dükkanlarda satılan makarnalar ile ülkemizde yediklerimiz arasında büyük farklar var. Yeni yeni taze makarna yapıp satan restoranlar açılmaya başladı ancak onlarda İtalya?daki örneklerinden farklı. Her şeyden önce ülkemizde (taze makarnalar dahil), bizdeki makarnalar İtalyanların yediği gibi (al dente) dişe dokunur olamıyor. Bizde biraz diri bırakılan makarnaya al dente deniyor. Bu da Türkiye?deki makarna tipine göre ortalama 8-10 dakika pişirme süresi diyebiliriz. Ancak İtalyan makarnalarını değil 8-10 dakika 15 dakika pişirseniz bile bizim az pişmiş makarnalardan daha tok ve daha diri olabiliyor.

Hem biraz öğrenmek hem de makarnaların neden farklı olduğunu sormak için, resimde gördüğünüz ricotta peynirli tortellinileri (tortelloni di ricotta) yapan dükkana girdik. Dükkandakiler iyi ingilizce bilmediklerinden İtalyanca bilen arkadaşım bana yardımcı oldu. İlk başta makarnaya, bir italyanın elleri değmesi gerek dediler?  Daha sonra kullanılan unun cinsinin belirleyici olduğunu söylediler.

İtalya?da yiyeceğiniz bütün hamur işleri bambaşka bir deneyim oluyor. Lezzetleri, dokuları gerçekten farklı. Burada makarna gerçek bir öğün.

Yaşanan Olay

Hafif serin bir yaz akşamıydı. Sütlü tatlılar ve çeşitli şeyler satan bir dükkana babam ile birlikte, dondurma yemek için girdik. Babam yediği şeylere dikkat eden ve içindekileri soran biridir. Dondurma siparişi vermek için, dondurma dolabının başına geçti, başladı dondurmaları sormaya. Sıradan sorarken, sıra sarı bir dondurmaya geldi;

Babam: Bu sarı dondurma neyli ?

Tezgahtar: Vanilyalı efendim.

Babam yanıtı duyunca, biraz kafası karıştı, çünkü dondurma portakal rengindeydi, vanilyalı dendiğinde beyaz bir dondurma bekliyordu. Döndü ve bana sordu.

Babam: Oğlum vanilya dondurmayı sarartır mı?

Gerçek vanilya siyah bir çubuk gibidir, mis gibi kokar ve içinden de siyah çekirdekler çıkar. Vanilyalı dondurma kendi başına sararamazdı.

Babam tezgahtara dönüp şunu sordu: Boya olabilir mi dondurmada?

Tezgahtar: Bütün dondurmalarının doğal olduğunu, katkı veya boya içermediğini söyledi.

Bu konuşmanın sonunda yumurta olabilir dedim ama tezgahtar yumurta olmadığını söyledi. Zaten yumurtanın, sütü o şekilde sap sarı yapma imkanı da yoktu…

Sorun Nerede?

Sorun vanilyalı olan bir dondurmanın, normalde sarı olamayacağıydı. Oluyorsa da nasıl olduğunu açıklayabilmelilerdi. Kaldı ki tadına baktığımızda baskın bir vanilya lezzeti yoktu, baskın bir vanilya kokusu da yoktu. Doğallığının dışında bir üründü. Lezzeti de, benzerlerinden daha iyi değildi. Doğallığının dışına çıkması sonucu müşteriye fazladan bir şeyler katmıyordu da. O zaman müşterinin aklına gelecek ilk soru, ?Bu dondurma neden sarı?? oluyor.

Müşterinin vanilyalı dondurma algısı beyaz ve vanilya tadının baskın olduğu bir üründü. Ancak sarı bir dondurma algıları bozdu. Ürünün benzerlerine kıyasla, bariz bir üstünlüğü olmadığından da, müşteri durumu kabullenemedi. Bariz iyi bir ürün genel kabullerin dışına çıkabilir. Bazen de çıkması gerekir. Eliniz güçlü değilse, genel algıların dışına çıkmak, blöf yapıp rest çekmektir. Sonuçta elinizdekileri kaybedersiniz.

Nasıl Çözülebilirdi?

Doğal ve katkısız dondurma yapan biri, canlı sarı renkte hem de sütlü bir dondurma yapıyorsa, bunun nasıl sarı rengi aldığını açıklayabilmeli. Son yıllarda sağlıklı beslenmek, gıda kodeksine uygun olmak yada bakanlık izinlerinden geçmiş olmak, demek değil. Patates cipsleri, gıda boyalı şekerler vs… hepsi yasallara uygun. Ama sağlıklı mı? Yada doğal mı?

Müşterinin sağlıklı, katkısız, doğal ürün için oluşan bütün endişeleri, kesin cevaplar ile giderilmeli. Aksi takdirde müşteri aldatılmış ve kandırılışmış hisseder ki; bu bir işletmenin asla yapmaması gereken bir şeydir.