Restoran veya Kafe’nizi Kim İçin Ne için Açıyorsunuz?

Restoran veya kafe açmak isteyenler ve hazırda sahibi olan herkesin kendisine sorması gereken bir sorudur bu. Restoranınızı veya kafe’nizi kimin için açıyorsunuz? Samimiyetle cevaplanması gerekir. Doğru cevap sizi başarıya ve doğru işlere götürür. Şimdi sorun kendinize kim için yada ne için açıyorsunuz veya açmış bulundunuz?

İş yeri sahibi olmak için kendinize mi açtınız? Mekan sahibi olup, arkadaşlarınızı ağırlamak için çevrenize mi açtınız mi? Para kazanmak ve zengin olmak için, cüzdanınıza mı açtınız? Büyüyüp franchiselar vermek için mi açtınız? Yemek yapmayı seviyordunuz, aşçı olmak için mi açtınız?

Bu soruların cevaplarının hepsi Hayır ise bu iyi haber. Değil ise şimdi daha dikkatli kulak vermenizi rica ederim.

Bütün işletmeler, müşterileri için kurulurlar ve açılırlar. Hergün güne müşterileri için uyanırlar ve onlar için çalışırlar. Önce müşterilerin istekleri yerine getirilir. Buraya kadar hem fikir olduğumuzu düşünüyorum.

İşletmeler müşterilerini memnun etmek için çalışırlar. İşletmeler, müşterilerini görmekten her zaman memnun olurlar. Hatta isterlerki hergün gelsin müşterileri. Onlar mutsuz olduğunda, işletmelerde mutsuz olur. Müşteriler gelmediği zaman işletmeler onları dört gözle bekler. Uzun lafı kısası, restoran veya kafe nasıl bir işletme olursa olsun, yapılan herşey müşteriler içindir. Varlık sebebi müşteridir.

En başta sorduğumuz sorumuza geri dönelim…

Restoranınızı veya kafe’nizi kimin için ne için açıyorsunuz?

Cevap artık bariz. Müşterileriniz için. Ne para için, ne şan şöhret, ne bir iş olsun diye… Her ne pişiriyorsak, servis ediyorsak herşey müşteriler içindir.

Açacağınız işletme ister kafe, ister restoran olsun, müşteriler kutup yıldızı gibi size hep aynı doğru yönü gösterir. Menünüzü, dekorasyonunuzu, fiyatlarınızı, konseptinizi, düşünürken aklınızda hep müşterileriniz olsun.

Müşterilerini unutan çok patron gördüm. İşlerini ve kendilerini düşünüyorlardı. Tek düşünmeleri gereken en değerli varlıklarını ve var olma sebeplerini unutmuşlardı.

“2010′un şubat ayı. Bakırköy’de yöresel yemeklerin yapıldığı bir restoran yardım istedi. Dükkanını yeni müşteriler çekmek ve paket servisini geliştirmek istiyormuş. En broşür çalışmasından karşılık alamayınca yıldığını anlatmıştı. Restoranda oturup çevreyi izledim. Bakmak için garsondan broşürlerini istedim. Müşterilerin çoğunun 40 yaş ve üstü bir kitle olması dikkatimi çekti. Elbette bu yaştaki insanların öğlen hamburger veya sosisli yemeyeceğini düşündüm. Burada olmaları tabiidi. Sonra da paket servis için broşüre baktım.

Bir broşüre birde müşterilere bakıyordum. Benim genç gözlerim broşürde yazılan yazıların çoğunu zor okuyordu. Broşürün zemini siyahtı. Yazı karakterleri çok köşeliydi. 40 yaşını aşmış bu insanlar ve bu restoranı henüz bilmeyen akranları bu broşürden ne okuyup, be anlayabilirdi ki? Büyük ihtimalle ile kafalarını çevirip bakmamışlardı bile.

Patrona sordum: “Broşürünüz sizce neden başarılı olmadı?”

Patron: “Bende anlamıyorum bu müşterileri. Bayağada üstünde uğraşmıştık. Dağıtmada problem olabilir.”

Ben: “Broşürün tasarımı sizce nasıl”

Patron: “Daha öncekilerden daha şık oldu. Ama broşürlere insanlar pek bakmıyor.”

Ben: “Evet broşürünüz şık olmuş. Ama size uygun olmamış. Sizin müşterilerinizin çoğu 40 yaş ve üzerinde. Bu broşür onlar için fazla şık.”

Patron: “Şık derken, güzel görünüyor diyorum. Siz ne anladınız?” Burada ortam bir anda gerilmişti. Ama gerilmesi gerekliydi. Çünkü en değerli varlığını unutmuş biri ile konuşuyorum. Gerilim bu tip durumlarda genelde işe yarar.

Ben:” Broşür siyah zemine beyaz yazı ile yazılmış. Karakterler çok köşeli. Sizin fiyatlarınız piyasının üstünde, bu broşür onu daha da pahalı göstermiş. Ben müşteri olsam bu şekilde ağır ve şık bir broşürden korkarım. Acaba bu filmin sonunda hesap nasıl kesilir diye düşünürüm. Ancak esas problem sizin müşterileriniz 40 yaş ve üstü, siyah zemin üstüne beyaz yazıyı zaten okumakta güçlük çeker. Ben bile zorlandım okurken. Bu yazı karakterleri ile işleri daha da zor. Uzaktan bakınca okunamayacak bir yazı kütlesi gören müşteri zaten broşürle ilgilenmemiştir.”

Patron: “Doğru olabilir. Biz güzel görünsün istemiştik.”

Ben: “Elbette güzel görünmeli. Ama sizin müşterilerinize güzel görünmeli. Göremediğiniz bir şeyin güzel yada çirkin olduğunu zaten söyleyemezsiniz. Müşterileriniz bu broşürü göremedi ve bu değerlendirmeyi hiç yapamadı. Şimdi ne yapacaksan onlar için yapmalıyız. Göreceksiniz müşteriler aslında herşey ile ilgileniyor. Ama kendileri için yapılırsa.”

Bu konuşmamız 15-20dk daha devam etti. Sonra ben 1 saat daha oturdum ve izledim. 1,5 ay sonra 1 motor ve 1 motorcu daha aldılar. Elbette broşür ve bakış açıları değişmişti. Dağıtım şeklinide aynı felsefede düzenledik.