Bir çok e-posta alıyorum, restoran veya kafe sahibi insanlardan. Bir yer açmak isteyenlerden farklı konularda sorular soruyor.

Geçenlerde bir e-posta aldım… Çoğu e-posta ile ortak düşe sahip olduğu için konuyu paylaşıyorum;

-
Ankara’da otel sahibi bir bey, paket servis yapacak bir restoran açıp bu işi yaymak istediğinden bahsediyordu. İşi Samsun’da yapacakmış. Ağırlıklı paket servis yapacağından bahsediyordu.

“En çok tekrarladığı soru şu idi: “2 dükkan var. Ekonomik olan ara nokta mı? Yoksa daha pahalı olan ana cadde mi?”

Elbette burada ki çıkmaz, cadde üzerinde yer alan dükkan ile arada kalan ama cadde’den bakıldığında görülen yerin kira farkı.Cadde üzerindeki dükkanın kirası 2,5 kat daha fazla. Fark az değil. Hele ilk defa açılan bir işletme için düşündürücü.

-
Mail atan beyfendinin ikilemini nasıl tanımladığını aynen aktarıyorum: ” Restoran zaten paket servis yapacak. Bu sebepten ara cadde dükkanında uygun olabileceğini düşünüyorum. Müşteriler dükkana zaten gelmeyecek, biz götüreceğiz. Aradaki kira farkıda az değil. Oturmalı iş yapacak olsam ana cadde daha mantıklı geliyor ama evlere paket servis için aradaki dükkan daha makül. Yinede kararsızım.”
Genel düşünce paket servis işlerin daha ekonomik kiralarda yapılabileceğidir. Ağırlık paket servis olacak işlerde genelde insanlar ara noktalardaki dükkanlara yönellirler. Ancak ara var ara var. Turuncu ile mavi kadar bir birinden farklı…

-

Eğer konu sadece daha ucuz dükkan ile giderler kısmak olursa;
Bu eğilim tümüyle hatalı ve işletmeyi ilk günden batığın içine sokan bir girişimdir.

-

Paket servis restoranlarda diğer her esnaf gibi görünür olmalıdır. İnsanların merak edeceği, dikkatini çekeceği yerlerde olmalıdır. Her restoranın olmak isteyeceği birincil yerler olmayabilir, zaten öyle olsa paket yapmayı düşünmezsiniz :) Ancak mümkün olduğu kadar ana caddelerde olmaldır.

-

Paket Servis Demek Ne Demek?

Paket servis yapmak zaten gözden uzak olmak demiktir. İnsanlar sizi görmeden, akıllarına getirmesi gerekir. Görmediğiniz bir şeyi canınızın istemesi, aklınıza gelmesi, gördüklerinize oranla çok az ihtimaldir. Bu durumdan gözden zaten ırak olunan işte, iyice görünmez olmak sizi gönüllerdende ırak tutar. Kolayca unutulmanıza sebep olur. Keşfedilmeniz çok uzun sürer. Ara bir noktada olduğunuzdan çok yankınınızdaki insanlar tarafından bile hiç bilinmemeniz işten bile değil.

-
Ana cadde’de iseniz, yapacağınız her tanıtım, ara noktadki dükkana kıyasla daha etkili olur. Tanıtım yapmadan bile bir çok insan tabelanızı bilir. İçeri bir bakar. Merak eder sorar. Ama ara noktada kimse sormaz. Küçük esnaf olursunuz. Mağlesef kimse küçükleri merak etmiyor. Herkes büyükleri merak ediyor.

-
Gıda sektöründe ve aslıdan diğer tüm sektörlerde de amaç önce görünür olmak sonra ünlü olmaktır. Olan yok mu var, sizde yıllarınızı bilinmeze gömmeye razıysanız buyursunlar… O görünür olmadan zamanla ünlü olan esnaflarda bu yola böyle olmak için çıkmadılar. Sadece oldular… Bunu unutmayın!

-

Boğulacaksanız elinizdeki imkanlar dahilinde büyük denizde boğulun. Aksi her durum paranızın daha verimsiz harcanması demektir.
Her zaman görünür olmanız ve akılda kalmanız dileği ile…

Geçen gün bütün işletmelere, dükkan müdürlerine ibret olacak bir olay ile karşılaştım. Başlıktan da belli olacağı gibi yer Tommy Hilfiger mağzası. Dükkan Bağdat caddesindeki büyük dükkan.

Konu şuydu: Siyah Tommy Hilfiger çizmelerin üzerinde, amblemlerden birisinin boyası çıkmış. Çizmeler alınalı daha 2,5 ay oldu.

Bizde dükkana gittik. Botlar arkadaşımın ayağında idi. Yani geri vermeye çalışmak, veya alın botunuzu başınıza çalın gibi bir olay mümkün değil. Ayağında botları ile mağazaya girdi.

Arkadaşım şu veciz soruyu sordu(ayağındaki çizmeyi göstererek): Bu metalin üzerindeki boya gitti. Buna ne yapabiliriz?

Tommy Hilfiger?den cevabını aldı: Bu kullanıcı hatası biz bir şey yapamayız.

(Halbuki biz demedik ki siz hatalısınız. Demedik ki alın yapın. Ne yapabiliriz sorusunun cevabı bu mu?)

Ardından 2 Tommy Hilfiger çalışanı daha gelip, güç birliği yaparak, bunun kullanıcı hatası olduğu, bir yerlere sürtülmüş olabileceği hikayeleri filan falan anlattılar. Bir birlerini tabii tabii öyle olmuştur diyerek onayladılar ve kendilerince sorun çözüldü.

Hikayenin sonunda; ne yapabiliriz diye soran bir müşteri var, bunun karşısında sen suçlusun, bu kullanıcı hatası biz bir şey yapamayız diyen 3 satıcı var.

Şu basit cümleyi bile kuramadılar: ?Anlıyoruz, ama biz o amblem için bir şey yapamayız?. Bu ideal durum değil belki ama bunu yapmak yerine, sizin suçunuz dediler. Kaldı ki bu amblem Tommy Hilfiger?in reklamı, onun imajı? Tabii bu konular durum böyleyken fazla derin kaçardı.

Sonuç olarak biz ne kadar suçlu olduğumuzu Tommy Hilfiger den öğrendik. Ama çizme için birşey yapamadık.

Biz oraya suçlu aramaya gitmedik ve aramadıkta. Ne yapabiliriz diye sorduk. Parası neyse vermeye hazırdık. Malınızı istemiyoruz da demedik. Daha ne yapabilirdik yüce Tommy Hilfiger için bilemiyorum. Ama ayıp işlemişiz, sağ olsun Tommy Hilfiger çalışanları bize ayıplarımızı öğretti.

Bu büyük işletmeler yok mu?

Gelelim ibretlik duruma. Bir mağazaya, sizin ürününüzü sahiplenerek, giyerek veya kullanarak gelen bir müşteri sizden biridir. Markanıza zaten bağlı biridir. Sizden markanızın hizmetlerinden daha iyi yararlanmaya, bir yanlışı düzeltmeye veya anlamadığı bir şeyi danışmaya gelmiş olabilir. Bu tip bir müşteriye cephe almak, ona zorluk çıkarmak, onu manevi yönden yaralar. Tommy Hilfiger’in yarattığı duyguda buydu aslında.

Müşterilere içtenlikle yaklaşmak ve dinlemek aslında sorunun çözümüdür. Onun sıkıntısını çözemeseniz bile, içtenliğiniz ve dürüstlüğünüz sonucu bunu yapmak isteyip, yapamadığınızı anlayan müşteri bu durumu kabullenir. İlginç olan, bu kabullenme ile markaya daha çok sahip çıkar. Çünkü kendinizi içten ve dürüst bir marka olarak tanıtma fırsatını kullanmışsınızdır ve geçer not almışınızdır. Büyük işletmeler de konuşulan, Lovemark?lar, customer loyalty konuları, nöromarketing?in zırt dediği deliğe hoş geldiniz.

Şimdi buna benzer sebeplerden her ay Tommy Hilfiger?in 1 müşteriyi yaraladığını hayal edin. Sadece ayda 1 tane bile o kadar büyük bir etki yapar ki. Mesela bu siteyi bu hafta en az 1000 kişi ziyaret edecek. Okurların %10?u konuya ilgi gösterse, sadece bu hafta 100 kişi Tommy Hilfiger?i konuşacak. Tüketiciye kötü davranma döneminin bittiğine inanıyorum. Artık daha akıllı, daha talepkar, hakkını yedirtmeyen üst sınıf bir tüketici grubu var. Müşteriye kötü davranabileceğine inan varsa kolay gelsin ona?

İşletmeler dev gibi olsalar da küçük düşünmek zorundadır. Umarım Tommy Hilfiger bu tip insani ilişkiler üzerine çalışıyordur ve daha iyiye gidecektir. Çünkü her bir müşteri küçücük dünyasında o markaya sahip çıkar. Şimdi markanız ya o küçük dünyaya girer yada giremez bütün mesele bu.

Tommy Hilfiger sevdiğim bir marka idi, ancak karşılaştığımız son muamele beni şaşırttı. Asgari ücretin yarası fiyatında bir çizme aldığınızda en azından dinlenmeyi hak ettiğinizi düşünebilirsiniz, biz Tommy’de bunu bulamadık. Umarım Tommy Hilfiger bu tip sorunların çözümünde daha iyi olacaktır.


Dondurma ? Ekipman ? Külah & Kap ? Dekorasyon

4 adımda dondurmacı açmak için yapmanız gerekenler.

Dondurma

Eğer kendi dondurmacınızı açacaksanız, dondurmayı da kendiniz üretirseniz iyi olur.

Peki ama nasıl dondurma üretebilirim? Beğendiğiniz bir ustayı işe alabilir yada kendiniz öğrenip, yapmaya başlayabilirsiniz. Elbette dükkanı açınca, yinede bir usta gerecektir.

Dondurma işini nasıl bir teçhizatla yaparım? Önce dondurma makinesi alacaksınız. Alırken dikkat etmeniz gereken 2 şey var. Birincisi üretim kapasitesi, yani saatte kaç kilo dondurma yaptığı? Diğeri kullanım kolaylığı, yani kolay kullanılabilir, programlanabilir ve temizlenebilir olması. Son zamanlarda, bildiğimiz dikey duran dondurma makineleri yerine, yatay makineler kullanılır oldu. Yatay dondurma makineleri hem daha verimli çalışıyorlar hem de daha kullanışlılar.

Dondurma makinesinin yanında birde ocağınız olmalı, yada pastörizatör de kullanabilirsiniz. Son olarak, pişirdiğiniz dondurma karışımlarınız için, buzdolabınız olmalı. Dondurma karışımlarınızı pişirip, dinlendirip, dondurma makinesine atabilirsiniz. Çıkan dondurmalar için son olarak, -18 , -24 derecelik derin dondurucu(deepfreez) gerekli.

Dondurmacı İçin Gereken Minimum Ekipman

Teşhir Dolabı

Teşhir dolabı sizin vitrininizdir. Ürününüzün değer bulacağı yerdir. Dolap konusunda seçici olmalısınız. Genelde en pahalı malzeme teşhir dolaplarıdır, ancak iyi bir dondurma teşhir dolabı ödenen her kuruşu, sonuna kadar hak eder. Teşhir dolabından kısmayı düşünürseniz bu işe girmeyin derim.

Teşhir dolabının vitrin olmanın yanında ikinci bir özelliği vardır. Ürünlerinizi açılıp kapanan dolapta sağlıklı bir şekilde korumak. Hem vitrin hem de kaliteli ürünün, koruyucusudur teşhir dolabı.

Saklama Dolabı

Dondurmalarınızı stoklayacağınız hatta akşam dükkanı kaparken teşhirden çekip kaldıracağınız bir tane daha dolap gereklidir. Havalı bir şey olmasına gerek yok, -18 derecede durabilen(deepfreez), ihtiyacınızı karşılayacaktır.

Dondurmanızı sergileyecek bir dolap ve saklayacak bir dolabınız olduğuna göre, iş satarken kullanacağınız ekipmanlara geldi.

Not: Bir dondurmacıda en kötü duruma yetecek kadar, jeneratör bulunması gerekir.

Dondurmanın Sunumu Külah ve Kap…

Dondurmayı 2 şekilde satabilirsiniz. Biri külahta, bir diğeri kapta. Bu kap, ister karton, ister cam kup yada waffle vb… olabilir. Külah, olarak da hazır külahlar ve kornetler piyasada bulunmaktadır. Ancak kendi kornetinizi yapmak isterseniz de göründüğü kadar zor değildir. Külah yapmak için bir pişirici birde sarma aparatına ihtiyacınız olacaktır. Tabii bunun için, en az bir adam ve m2 ayıracağınızı unutmamalısınız.

Dondurmacı Dekorasyonu

Eski dondurmacılar genelde pastane görünümlü oluyorlardı. Son yıllarda sadece dondurma satmaya odaklanan daha çok dükkan açılmaya başladı. Son zamanlarda açılan dondurmacıların genelde beyaz, pembe, turuncu, yeşil veya krem gibi renkleri tercih ettikleri görülüyor.

Beyaz sütü temsil ettiğinden iyi kullanıldığı takdirde uygun bir renktir. Ancak beyaz kullanmak biraz zordur. Beyaz kullanıyorsanız kontrast renkleri de ara ara kullanmak zorundasınızdır. Bembeyaz bir dükkan hayal ettiğiniz kadar iyi durmayabilir. Pembe, turuncu ve yeşil, kullanabileceğiniz diğer canlı renklerdir. Mekanda aşırı yeşil veya pembe herkesi boğar, renginize aşık olmayın, onu rahatlatıcı ve insanların hoşuna gidecek şekilde kullanın. Krem rengi, son zamanların favorisi oldu. Cafe&Restoran tarzı yerlerde, coffee shop?lar da özellikle çok kullanılan bir renk tonu krem ve kahve rengi. Kahve ile özleşen krem ve tonları, dinlendirici bir özelliğe de sahiptir. Ancak aşırı krem rengi sizi dondurmacılıktan biraz uzaklaştırabilir.

Renklerin kodlarını ve oluşturmak istediğiniz konsepti düşünerek uygun bir kombinasyon yapabilirsiniz. Beyaz-yeşil, krem-pembe veya tek renk, bu birazda hayal gücünüz ile sınırlı.

Renklerin dışında canlı görseller, fotoğraflar her zaman mekana hareket katacaktır. Kaliteli görseller hem dışarıdan bakanlara, hem de içeriye giren müşterilere sizi anlatan unsurlardır. Görsel araçları kullanın ve daha iyileri için her zaman yatırım yapın.

Dondurmacınızı dekore ederken, ağır bir hava olmamalıdır. Ancak şekerci gibi rengarenk olmakta ters tepebilir. Bütün görüntünüz, sütü veya meyveyi işlediğinizi ifade eden bir yapıda olması faydalı olacaktır. Organik malzemeleri de dekorasyonunuzda kullanırsanız bunu daha iyi ifade edebilirsiniz.

Yapabilirsiniz

Dondurmacılık çok eski bir iş gibi görünse de, fazla dondurma markası piyasada bulunmamakta. Özellikle İtalyan dondurması vb? farklı dondurmalar yapan işletmeler kolayca bu boşlukta çoğalabiliyor. Farklı olabileceğinize inandığınız nokta da, teknik işler gördüğünüz gibi oldukça az. Yapmayı ve yemeyi seviyorsanız, neden bir dondurma dükkanınız olmasın ki?