Restoranlar İçin Pazarlama

Bu aralar çok sık kullandığımız bir ifade var “Dünya değişiyor”. Hep değişerek ilerledi ancak günümüzdeki değişiklikler nesillerce süre gelen bilinenleri değiştirmekte.

Mobil ödeme oyunu tümüyle değiştirecek yeni bir enstürman.

Peki ama para yerine cep telefonu ile ödemesi neden bu kadar önemli ki?

Çünkü konu sadece fiziki para yerine telefondan ödeme yapmak değil.

Çin örneğini Türkiye iyi çalışmalı. Biz Avrupa ülkelerine kıyas ile çok daha fakir, ama lezzet ve servis konusunda zengin bir ülkeyiz. Araba üreterek Almanları yenemeyiz ama lezzet ve hizmet satarak onlardan daha iyisini yapabiliriz.

Konu nedir? Mobil ödeme ile aslında Restoran ile müşteri arasında bir iletişim ağı kurma şansı ve data toplama imkanı çıkıyor. Kısaca iyi bir CRM çalışması için zemin hazırlıyor.

Normalde Restoran – Müşteri ilişkisi nasıldır… Gider yersiniz, sürekli giderseniz tanışmış olursunuz. Peki ama sürekli gitmeden restoran müşterisini hızla daha iyi tanısa, daha iyi tanışmak için müşteriye imkanlar sunabilse nasıl olur.

Restoran olarak diyebilsek ki,

  1. 3. kez kahve aldınız ve bu sefer kahveniz bedava, (Ekstra bir kart veya firmanın uygulamasına gerek duymadan. Çoğumuz bunları aslında verimli kullanamıyoruz.)
  2. Sistemde doğum gününüz olduğunu gördük, %20 indirim yaptık (her kapıdan girene doğum gününü soramazsınız ama mobil ödeme sistemleri ile haberleşilecektir.)
  3. Kredi kartı vb. işlemler için beklemeyin şu QR code’u telefonunuz ile okutun geçin… ( kasa operasyonları hızlansa)
  4. Sıra beklemeyin, kiosklardan siparişi girin ve ileriden siparişinizi alın (bugün bunu yapan firmalar. bu sayede kasa ve kasiyerlik yok oluyor.)
  5. İsim isim tüm müşteri satın alma alışkanlıklarını inceleyebiliyoruz. (Bu sayede her müşteri için bir cari kart oluştuğunu hayal edin ve tüm satın almaların, satın alma alışkanlıkları ekseninde raporlanabildiğini)
  6. Satın aldığınız her ürün için ödeme sonrası Restorana fikir ve görüşlerinizi iletebilirsiniz (yemek siprişi sitelerinde bu olanak var, ama paket servis işlerin dışında bu olanak bugün yok.)

Kısacası mobil ödeme bir uygulama içinde olacağı için, CRM çalışmasının tam merkezine oturacaktır. Mobil Ödeme Uygulamaları, restoran dünyası için iş dünyasında “Big Data” diye havalı bir şekikde bahsedilen dünayaya giriş, müşteri içinse çoklu yenilikler dünyasına girişi ifade edecek. Müşterisini takip edebilen, anlık promosyonlor yapabilen, karar alma mekanizmasınında bu yapıya değişeceği yeni bir dünya.

Mobil ödeme ile fast food sektörününde fiziksel olarak yapısı değişecektir. Bugün değişim başlamıştır.

Tags:

Bir çok e-posta alıyorum, restoran veya kafe sahibi insanlardan. Bir yer açmak isteyenlerden farklı konularda sorular soruyor.

Geçenlerde bir e-posta aldım… Çoğu e-posta ile ortak düşe sahip olduğu için konuyu paylaşıyorum;

-
Ankara’da otel sahibi bir bey, paket servis yapacak bir restoran açıp bu işi yaymak istediğinden bahsediyordu. İşi Samsun’da yapacakmış. Ağırlıklı paket servis yapacağından bahsediyordu.

“En çok tekrarladığı soru şu idi: “2 dükkan var. Ekonomik olan ara nokta mı? Yoksa daha pahalı olan ana cadde mi?”

Elbette burada ki çıkmaz, cadde üzerinde yer alan dükkan ile arada kalan ama cadde’den bakıldığında görülen yerin kira farkı.Cadde üzerindeki dükkanın kirası 2,5 kat daha fazla. Fark az değil. Hele ilk defa açılan bir işletme için düşündürücü.

-
Mail atan beyfendinin ikilemini nasıl tanımladığını aynen aktarıyorum: ” Restoran zaten paket servis yapacak. Bu sebepten ara cadde dükkanında uygun olabileceğini düşünüyorum. Müşteriler dükkana zaten gelmeyecek, biz götüreceğiz. Aradaki kira farkıda az değil. Oturmalı iş yapacak olsam ana cadde daha mantıklı geliyor ama evlere paket servis için aradaki dükkan daha makül. Yinede kararsızım.”
Genel düşünce paket servis işlerin daha ekonomik kiralarda yapılabileceğidir. Ağırlık paket servis olacak işlerde genelde insanlar ara noktalardaki dükkanlara yönellirler. Ancak ara var ara var. Turuncu ile mavi kadar bir birinden farklı…

-

Eğer konu sadece daha ucuz dükkan ile giderler kısmak olursa;
Bu eğilim tümüyle hatalı ve işletmeyi ilk günden batığın içine sokan bir girişimdir.

-

Paket servis restoranlarda diğer her esnaf gibi görünür olmalıdır. İnsanların merak edeceği, dikkatini çekeceği yerlerde olmalıdır. Her restoranın olmak isteyeceği birincil yerler olmayabilir, zaten öyle olsa paket yapmayı düşünmezsiniz :) Ancak mümkün olduğu kadar ana caddelerde olmaldır.

-

Paket Servis Demek Ne Demek?

Paket servis yapmak zaten gözden uzak olmak demiktir. İnsanlar sizi görmeden, akıllarına getirmesi gerekir. Görmediğiniz bir şeyi canınızın istemesi, aklınıza gelmesi, gördüklerinize oranla çok az ihtimaldir. Bu durumdan gözden zaten ırak olunan işte, iyice görünmez olmak sizi gönüllerdende ırak tutar. Kolayca unutulmanıza sebep olur. Keşfedilmeniz çok uzun sürer. Ara bir noktada olduğunuzdan çok yankınınızdaki insanlar tarafından bile hiç bilinmemeniz işten bile değil.

-
Ana cadde’de iseniz, yapacağınız her tanıtım, ara noktadki dükkana kıyasla daha etkili olur. Tanıtım yapmadan bile bir çok insan tabelanızı bilir. İçeri bir bakar. Merak eder sorar. Ama ara noktada kimse sormaz. Küçük esnaf olursunuz. Mağlesef kimse küçükleri merak etmiyor. Herkes büyükleri merak ediyor.

-
Gıda sektöründe ve aslıdan diğer tüm sektörlerde de amaç önce görünür olmak sonra ünlü olmaktır. Olan yok mu var, sizde yıllarınızı bilinmeze gömmeye razıysanız buyursunlar… O görünür olmadan zamanla ünlü olan esnaflarda bu yola böyle olmak için çıkmadılar. Sadece oldular… Bunu unutmayın!

-

Boğulacaksanız elinizdeki imkanlar dahilinde büyük denizde boğulun. Aksi her durum paranızın daha verimsiz harcanması demektir.
Her zaman görünür olmanız ve akılda kalmanız dileği ile…

1-) İnsanların yarısından çoğu sadece başlıkları okur. Eğer başlıkta bir satış yapamadıysanız broşürünüzün yarısından çoğu çoktan çöp olmuş demektir. Başlığınızı okuyan müşteri ya sizi merak etmeli, yada ürüne sahip olmayı istemeli.

2-) Ürünlerinizi anlatmalısınız. Hepsini olmasa bile, iyi olduğunuz ürüne verdiğiniz değeri göstermelisiniz.

3-) Size has olan yeni ürünler var ise bu sırayı takip edin;

a-) Yeni Ürün Nedir? Bu sorunun cevabını net bir şekilde verin.

b-) Neresi Yenidir Bu Ürünün? Farklı olduğunuz yere vurguya geldi sıra.

c-) Bu yeni ürünün ne olduğunu ve farklılığını anlattıysak, Neden Satın Alacağım? sorusuna cevap vermeniz gerekir.

Yukarıdaki bu sırayı karıştırmamalısınız. Çünkü müşterinin beyni önce ne ile karşı karşıya kaldığını anlamalı, sonra farkı görmeli ve en son satın alması için bir sebebi olmalı.

4-) Broşürlerinizde bir konuyu anlatırken kurduğunuz cümleler, bir dostunuz ile konuşur gibi samimi, sevgilinize hitap eder gibi nazik olsun.

5-) Fazla saldırgan olmayın. Büyük laflar etmeyin. Bu durum karşısında müşteriler, ?madem bu kadar çok biliyordun, neden zengin olamadın? diye sorarlar. Keni büyüklüğünüze uygun çıksın sesiniz.

6-) Fazla bağlaç kullanmayın. Cümleler uzamasın. Ve, birde, hemde, yani vs… Uzun cümleleri az insan okur.

7-) Kelimler ile cambazlık yapmayın. Acemiler kelimeler ile oynamayı, artistik cümleler kurmayı sever. Ancak şair değilsiniz ve buda bir şiir kitabı değil. Türkçe?yi en yalın hali ile kullanabilmek yapacağınız en ustaca iş olacaktır.

Restoran veya kafe sahibiyseniz, hayat çok enteresandır. Her gün dünyaya ilk defa gelmiş gibi olursunuz. Çünkü müşteri ile kontağınız anlıktır. Uzun satış görüşmeleri, iş anlaşmaları veya yıllık sözleşmeler yoktur. Anı yaşarsınız. Bu gün içinde ne elde ettiyseniz ettiniz. Yarın yeni bir macera gibidir.

Restoran veya kafe sahibi olun fark etmez, en çoğu kazanmak için o 1 günü iyi değerlendirmek gerekir.

Peki ama nasıl iyi değerlendireceğiz?

Günü müşterinin yaşam şekline göre saatlere bölün

Kahvaltı – Sabah

Öğlen yemeği – Öğlen

Çay saati vs atıştırmalık saat – Öğleden Sonra

Akşam yemeği – Akşam

Paketli ürünler, tatlılar, ikramlık alınan yiyecekler – Gün Boyu

Bu bölümleri ne ile doldurduğunuz önemli. Boş bırakabilirsiniz. Ancak boş bırakmak demek pekte satış yapmamak anlamına gelir. Günün her saatinden satış yapmak istiyorsanız. Çalıştığınız tüm saatleri değerlendirmek için kendinize sorun. Sabah ne satabilirim? Öğleden sonrası için ne fark yaratabilirim? gibi.

1 günü tümüyle değerlendirmek sizin elinizde. Değerlendirmemekte, yine seçimleriniz doğrultusunda olabilir.

Tags:

…………………………………………Gerçekten Dönüyor Mu?………………..

Restoran açmak mı istiyorsunuz? Yada var olanı Marka yapmak mı?

Hadi bir restoran hayal edelim. Bu hayalimizdeki restoran ne olsun, dünya mutfakları, köfteci, kebapçı, Çin lokantası, hamburgerci? İşimiz kolay olsun diye ben köfteci açalım diyorum.

Şimdi elimde çok lezzetli, bir köfte tarifi var. İşin başına da çok güvenilir aşçılar geçecek. Yani yemekler garanti çok güzel çıkacak. Servis personeli de işi bilen adamlardan kurulacak.

Sizce bu köftecinin Marka olamaması için bir sebep var mı? Kadro tam, yemekler güzel?

Neden Marka olmasın değil mi?

Bugüne kadar birçok işletmeciyle, mutfak şefi ile ve restoran personeli ile tanıştım. Hepsi aynı şeyi söyler ?iyi ürün, iyi servis?. Ardından bunlar oldu mu, marka da olursun derler.

Ben diyorum ki iyi ürün de iyi servis de sır değil ve yapmak teknik bir konu. Çalışan herkes becerebilir. Ama Marka olmanın yolu bu değil?

Ramiz köfte mükemmel köfte yaptığı için mi büyüdü? Yada HD İskender en mükemmel iskenderi mi yapıyor? Veya Mc Donald?s en lezzetli hamburgerin sahibi mi gerçekten? Yani HD iskenderin döneri daha önce bulunamamış bir formül müydü? Mc Donald?s hamburgerini size versem sizde o hamburger üzerinden binlerce dükkan açabilir misiniz? Tek sorunumuz ürün veya servismiş gibi yapmak büyük bir yanılsamadır. Ve sizi çıkmaza götürür.

Bu markalar ve diğerleri işlerini iyi yapıyorlar, ama kabul edilmesi gereken şey ürünün veya servisin Marka olma yolunda sadece standartları olmasan gereken bir operasyondan başka hiçbir şey olmadığıdır.

İyi ürünü ve iyi servisi odak olarak belirlediğinizde, kalite odaklı bir işletme olursunuz. Buna kafayı takmak kolaydır. Çünkü iyi ürünü ve servisi kendinizce ölçebilirsiniz. Ancak Marka olmanın yolu bu değil.

Marka olmak için müşteri odaklı olmanız lazımdı. Kalite odaklı bir zihin yapısı asla müşteri odaklı yapıya geçemez. Ve o büyük yanılsamaya tutulur; ürünü geliştirmek ve servisi iyileştirmek?

Marka olmak istiyorsanız, kendi işletmenizin müşterisi olun. İşiniz gücünüz müşterinizin, ilgi alanları, merakları, görmek isteyeceği yenilikler, huzuru, rahatı, keyfi, arzuları, fantezileri olsun. Müşteri odaklı zihin yapısı böyle çalışır. Müşteri için yaratıcı düşünür. Böylece müşteri için duyulan tutku ve çalışma, standart ürünleri ve hizmetleri Marka yapar.

Marka para harcayıp mükemmeliyetçilik ile, ne mutlu ki olunamayan bir şeydir. Müşteri için tutkulu değilseniz, onun için çalışmıyorsanız boşverin Marka olmayı. Yada Marka olmak için, bu yetilere sahip bir düzen kurun. Ama mükemmel ürün ve hizmet ile çok uzağa gidemeyeceğinizi unutmayın. Bu çok büyük bir yanılsamadır?


Biri dünyanın en büyük Amerikan asıllı kahve zinciri, bir diğeri ise Türkiye?nin, Türk asıllı en büyük kahve zinciri.

  • İkisinin de ana ürünleri kahve.
  • Yan ürünler olarak da çeşitli hamur işleri ve pastalar bulunmakta.
  • Amerikalı zincir karton bardakta, Türk zincir porselen bardakta sunum yapıyor.
  • İkisinde de internet aynı şekilde bedava.
  • Self serviste rahat oturabildiğiniz gibi, Türk kahve zincirinde de garsonlar sizi rahatsız etmiyor. İkisinde de teknik olarak rahatça bir kahve alıp, uzun uzun oturabilirsiniz.

Ben her ikisinede gidiyorum. İkiside kendi uzmanlıklarında çok iyi işler yapıyorlar. Bilmiyorum sizde her iki kahve zincirine de gidiyor musunuz? Ancak ben her ikisinede gittiğim için çok şaşırtıcı şeylere şahit oldum.

Geçenlerde aynı gün içinde 1 saat arayla hem Amerikan hem de Türk kahve zincirlerinin aynı cadde üzerinde olan dükkanlarında bulundum.

İlk önce Amerikan zincirde oturdum. Bir kahve aldım ve laptop?umu açtım. O sıra, etrafıma baktığımda benim gibi laptop ile çalışan 6 kişi daha vardı. Ve içeride laptoplular olarak biz çoğunluktuk.

Neyse biraz çalışıp bir arkadaşımla buluştum, o da beni bir kaç yüz metre ötedeki Türk kahve zincirine götürdü. Nerdeyse aynı sayıda insan vardı, ancak 1 tek laptop yoktu. Tesadüftür dedim geçtim. Ama ya tesadüf değilse diye düşünmekten kendimi alamadım. Sonunda bir gözlem yapmaya karar verdim.

Gözlem Şöyleydi

Amerikan kahve zinciri dükkanına gidip laptop?luları sayacaktım. Birde laptopsuzları sayıp bunları bir birine oranlayacaktım. Sonra Türk kahve zincirine gidip aynı şeyi yapacaktım.

Çeşitli günlerde, hafta sonu hariç, toplamda 10 gün bu gözlemi yaptım. Sonuçlar çok ilginç çıktı.

İşte O İlginç Sonuçlar

Bütün günler ve saatlerde Amerikan zincirdeki laptoplu müşteri sayısı, Türk kahve zincirine kıyasla kat ve kat üstün geliyordu.

Toplam gözlem sayısının yarısında Türk kahve zincirinde hiç laptoplu insan yoktu. Daha da ilginci Amerikan kahve zincirinde her zaman en az bir laptoplu kişi vardı.

Farklı müşteri gruplarını kapsayan iki aynı hizmeti sunan firmanın, ayrıştığı bir noktaydı bu.

Ölçümlerim Dışında

Ölçümlemediğim ancak sezgisel olarak hissettiğim bir diğer fark da, iki kahve zincirinin müşterilerinin dış görünüşleri bir birlerinden farklı idi. Sanki bir kahve dükkanına gelen müşteriler Rock konserine gidecek, diğer kahve zincirindekiler ise bir pop konserine gidecekmiş gibi; açıkça olmasa da hissedilir bir fark gördüm. Konu sadece laptoplular değil gibiydi.

Şaşırtıcı olan iki aynı ürünü, benzer fiyatlar ile satan iki işletmenin tümüyle farklı kitleleri kapsıyor olması.


.
Küçük veya orta boy bir işletmeyseniz, pazarlamacılarınız yoksa veya kendinizi pazarlayacak çok paranız, ne yapacak sınız? Restorancılık bu sorulara çok yaratıcı ve insani öğelerle cevap bulabilen bir sektördür.

İş yaptığınız bir metal fabrikasını yada pvc üreticisi veya bankanızı, akşamları yemeğe gittiğiniz kebabçınız gibi sever misiniz? Yada içselleştirip, kendinizi ifade eden bir yer olarak tanımlayabilir misiniz? Restorancılık bu şekilde benimseyeceğiniz, sahip çıkacağınız, seveceğiniz türden yerleri işletmektir aslında.

Bu sebepten bir restoran her zaman etrafındaki insaların kalbini, saygısını, beğenisini kazanabilir. Aynı sebepten dolayı bir çok yerde bir çok farklı isimde restoran açılabilmekte. Belli restoran markaları olsada bunların pazara hükmü diğer sektörlerden çok farklıdır. Çok ünlü bir kebapçının hemen yakınında bir mahalle kebapçısıda çok iyi para kazanabilir. Marka restoranlar bile her yeri sahiplenemez. Restoranlar yerel oyunculardır.

Restoranlar yerel oyuncular oldukları için gerilla gibi düşünmeleri gerekir. Çünkü zaten gerilladırlar. Bu düşünce restornları doğru yola sokacaktır. Genelde ise insanların aklı düzenli ordular gibi çalışır görünmeyen kurallar vardır zihinde, sistemli, planlı ilerlemek isterler. Ellerinde çok kaynak varmış gibi düşünürler. Anlık hareket etmenin ve kıvrak tatikleri hayal etmekse zor olandır.

Halbuki kaynaklar kısıtlıdır, adam azdır, zaman yoktur, ve olsa bile etkisi yerel olacaktır. Hal böyle iken gerilla ne yapmalıdır?

Atatürk’ün dünya ve Türkiye tarihini, hatta orduların savaşma felsefelerini değiştiren bir sözü;

“Hattı Müdafa Yoktur Sathı Müdafa Vardır…O Satıh, Bütün Vatandır.”

O dönemde bu sözler, vatan toprağının karış karış savunulması için kurulmuştu. Düşmanın geri çekileceğimizi beklediği anda biz sadece bir kaç yüz metre öteye tekrar mevzileniyorduk. Aslında gerilla usulünün düzenli bir orduya, sentezlenmesiydi bu sözler.

Bugün restoranlarda farklı değildir. Her restoran bulunduğu toprağa sahip çıkmalıdır. Başka bir deyiş ile kendi sokağana bulunduğu bölgeye sahip çıkmalıdır. Diğer sokaklarıda sahiplenmelidir. Kendi bölgesini belirleyip bu bölgede kendi iş saatinde başka kim çalışıyorsa hedef almalı ve adam adama çarpışmalıdır.

Bir Gerilla Restoran için satıh bütün hanelerdir. Kendine yakın müşterileri kucaklamalı, iletişime girmeli ve sahip çıkmalıdır. Ancak bu şekilde güçlü bir restoran, güçlü bir marka yaratırsınız.

Bu repliği Recep İvedik izleyicileri eminim çok iyi hatırlıyorlardır. Recep İvedik, kendisine vurgun, şişman bir kızdan kaçıyordu. Bu sözler, o kızın Recep İvedik?i yakaladığı zaman, ona söylediği aşk sözcükleriydi. Ama konumuz Recep İvedik değil. Konumuz restoranlar ve büfeler. Ne alaka var şimdi, öp beni Recep ile restoranların, büfelerin…

Filmi izlemediysenizde, hayal edin. Bir kız, bir oğlanın aklını çelebilmek için ?öp beni, ye beni? diyor. İçinizden bu kadarıda fazla dersiniz. Aslında kızın pek şansı olmadığından oğlanın üzerine gidiyor diye düşünürüz. Oğlanın ilgisi olsa bu kadar üstelemenin ne anlamı var ki?

Aynı üstelemeyi günlük yaşantımızda bir çok restoran ve büfe de yapıyor. Her yere bir sürü ürünün fiyatını yazıyorlar. Camları kebap, döner, tost fiyatları ile dolu. Bas bas bağırıyorlar fiyatlarımız ucuz bize gelin diye. Bize gelin diye açıkca bağırmak, size ihtiyacım var demektir. Müşteriler her zaman güçlü işletmeler ile çalışmak ister. Müşteriye muhtaç yerlerle değil. Fiyatlarınızı bu şekilde bağırmanız çifte kavrulmuş bir etki de yaratıyor. Müşteriye muhtaç olmanın yanında birde, içeride müşteri olan kişiyi ucuzcu ve fiyat endeksli biri yapıyor. İnsanlar ucuz olanı almak isterler ancak ucuz görünmek istemezler…

İşletme sahipleri, büyük ihtimalle istemeden bu itici görüntüyü oluşturuyor. Aslında biraz da çaresizlik var. Bir an önce para kazanmak zorunda olmaları ve aslında ne yapacaklarını bilmemeleri, bu şekilde aşırı hareketler ile sonuçlanıyor.

Gıda tüketimi, elektronik eşya almaya benzemiyor. Apple’ı ucuza almak, bir fırsattır çünkü aldığınız Apple dır, değerli bir markadır. Ama Çinli taklidini ucuza almak, bir fırsat değildir, çünkü o zaten ucuz olmalıdır. Gıda da ise ancak bir segmentin sahibi iseniz, kendinizi Apple yerine koyabilirsiniz. Gıda işletmeleri müşteri portföyleri de belli işletmelerdir, fiyatlandırmanızda bu portföye uygun olmalıdır. Pazarlama çalışmalarınızda, kendinize elektronik dünyasını ve benzeri sektörleri örnek almayın.

Peki iyi cirolar yapan gıda işletmeleri bunu yapıyor mu? Bir çok zaman cevap hayır. Çoğu zaman aşırı şekilde fiyatlarını sergilemiyorlar. En aşırısı, belli bir ürünün fiyatını vurguluyor, yada kampanyasını duyuruyor. Bütün ürünlerinin fiyatını bile kampanya başlığı altında indiriyorlar.

İşletmeniz öp beni Recep, ye beni Recep dediğinde, filimdeki şişman kız gibi, müşterinin gözünde, itici görüneceksiniz. Bunun sonucunda, müşteri kaçacak ve günden güne işler düşecek. Bir düşüş yaşıyorsanız, kendinize bunu sorun.

1. Çalışanlarınızı konseptiniz ve ürünleriniz hakkında eğitin. Bu hem onların zihninde sizi önemli kılar, hem de kendilerini işletmeye bağlar.

2. Yaptığınız ürünleri düzenli biçimde tatmalarına izin verin. Böylece hem yaptıklara işe hakimiyetleri artacaktır, hem de kendilerini özel hissettirecektir.

3. Övün, övün ve yine övün. Kötü sonuçlarda kızmak kolaydır, olumlu ve katılımcı bütün davranışları da övmek gerekir.

4. Çalışanlarınız arasında iletişimi destekleyin. Çalışanlarınız arasında iyi iletişim olmalı, bu iletişimi arttırmak için iş dışında sosyal aktivitelerle de pekiştirmeniz faydalı olacaktır.

5. Dostluğu ve takım arkadaşlığını destekleyin.

6. Çalışanlarınıza bölümlerinin dışındaki istasyonlarda da eğitim verin. Bu şekilde hem çalışanlarınız iş hakkında farklı perspektifler edinecekler hem de idareciler için her konuda pratik sahibi çalışanları yönetmek verimli bir çalışma ortamı yaratacaktır.

7. Hedefler koyun ve başarıları ödüllendirin. Somut hedefler çalışanların arasında rekabeti arttıracaktır ve hizmet yarışına sebep olacaktır.

Her geçen gün benzer konseptlerde açılan restoran sayısı artıyor. Son zamanlarda  en çok dikkatimi çekenler ise dünya mutfakları adı ile anılanlar. Menülerinde belki 100 çeşit yemek, ama etrafımdaki masalara bakıyorum, mekanlar değişse de genelde yenenler aynı. Sonra menüye bakıyorum çeşitler farklı gibi de görünse yine yenecekler aynı…

Mutfaktaki şeflerin artık yeni sentezler yapmalarının zamanı geldi. Şefler gerillalar gibi düşünmeli ve ürün geliştirebilmeli.

Gerilla şefler, işlettikleri mutfağın müşterisini iyi tanımalıdır.

Gerilla şefler belli bir ürün gamına odaklanmalı ve bu ürün gamındaki müşteri beklentilerini araştırmalıdır.

İyi sattıkları ve güvendikleri ürünlerden yola çıkarak yeni varyasyonlar türetmeli, bunları müşterileri ile paylaşmalıdır.

Toprağına sahip çıkan gerilla gibi, müşterinize sahip çıktığınızda, onunla bir şeyler paylaştığınızda farklı bir iletişim boyutuna geçersiniz. Bu tip bir iletişim Türkiye’deki bir çok şef için bile büyük yenilik olacaktır.

Kısaca gerilla şef, müşterisi ile iletişime giren, ona sahip çıkan ve onunla uzun vadeli bir ilişki başlatabilen şeflerdir. Bunu başara bilen her şef o müşteri için eşsiz bir kaynak olacaktır. Tabii o dükkanında sadık bir müşterisi…