Küçük balık yoksa büyük balık da yok! Balık neslinin tükenmesine dikkat çekmeye çalışan ve türleri korumayı amaçlayan bir çalışma “Seninki Kaç Santim”.

Çocuğunuz İçin Destek Vermelisiniz

Kendinizi umursamıyor olabilirsiniz, bana ne diyebilirsiniz… Ama çocuğunuz için öyle mi? Yada çocuğunuzu her şeye bana ne diyen biri olarak mı yetiştirmek istersiniz? Hiçbir anne baba istemez.

Bu “Seninki Kaç Santim” çalışmasının çocuklarla ne ilgisi var peki?

Hep dersiniz ya dünya çok bozuldu, tatlar eskisi gibi değil, ah nerede o eski… Bozan, tüketen bizleriz. Belki tek başınıza dünyayı kurtaramazsınız ama birlik içinde bir şeyler değişebilir.

Şuanda binlerce kişi sizin gibi yavru balık almamaya dikkat ediyor. Pazarlarda balık türleri azalıyor, gelecekte daha da azalması öngörülüyor. Geleceğimizin ne kadarını kurtarırsak çocuklarımız için kardır.

İsterseniz Değiştirebilirsiniz

Lüferin boyu ile ilgili kampanyalar ses getirdi. Çinekop ve Sarıkanat’ın daha yavru olduğu ve yenmemesi gerektiği günden güne yayılıyor. Halk ve medya Lüfer balığına sahip çıkınca, yetkililerde sahip çıktı. En son bir kanalın ana haberinde Başbakanlığın konu ile ilgileneceğine dair haber çıktı. Ben almasam ne olacak demeyin. Birey olarak, bugün balıklarımıza, yarın çocuklarımızın geleceğine sahip çıkın.

Greenpeace sayfasına gitmek için tıklayın.

Bildiğiniz gibi bir çok canlının neslini tüketmek için gece gündüz çalışıyoruz. Belgeseller seyrediyoruz, nasıl tükendiklerini görüyoruz ve yine aynen devam ediyoruz. Sanki seyrettiklerimiz başka bir boyutta oluyormuş gibi… Genelde merkez ile dükkanlar arasında buna benzer bir kopukluk olmaz mı? Sahada çalışanlar ve merkez de çalışanlar sanki iki ayrı dünya. Sanki biri kötü olunca diğeri etkilenmeyecekmiş gibi hareket ederler…

İşimizde bu tip durumlarla nasıl karşılaşıyorsak, yaşadığımız çevrede de olaylar aynı şekilde gelişiyor. Konumuz aslında “umursamazlık” ile ilgili ancak bu kez Lüfer şeklinde karşımıza çıkıyor.

Ön bilgi olarak, Lüfer balığı çok kazançlı bir balıktır. Lüferin yavrularının bile ticari değerleri vardır. Bu yavrular hepinizin ismini bildiği Çinekop ve Sarıkanat’tır. Önce Çinekop, sonra Sarıkanat, daha sonra Lüfer olurlar. Ancak Lüfer olunca anne olabilir bu balıklar.

Çinekop, Sarıkanat ve Lüfer konusunda bir isimlendirme talihsizliği olduğunu düşünüyorum. Büyük ihtimalle bir çok kişi Çinekop , Sarıkanat ve Lüfer balıklarını 3 ayrı balık gibi düşünüyor ama onlar aynı balık, Çinekop ve Sarıkanat bebek, Lüfer ise anne veya baba.

Çinekop veya Sarıkanat eğer müsaade edersek büyüyecek ve Lüfer olacak. Bu balık bizim Lüfer ismini verdiğimiz 24 cm veya daha büyük olmadığı zaman üreyemiyor. Dolayısı ile yediğiniz her Çinekop ve Sarıkanat bu balığın neslini kurutuyor, en azından bir kaç yıl hiç yememek gerekiyor (çünkü sayılar kritik hale geldi).

Çinekop, Sarıkanat ve Lüfer 3 farklı balık değildir, Çinekop ve Sarıkanat, Lüfer’in henüz büyümemiş halidir.


Balık 24 cm olunca üreyebiliyor yani çoğalabiliyor daha önce maalesef bu olamıyor.

Şimdi gidip Çinekop veya Sarıkanat halinde iken biz onları avlayıp yersek bir sonraki seneye Lüfer, sonraki yıllarda da Çinekop ve Sarıkanat’ta olamayacak. Aslında ne kadar basit ama biz ne yapıyoruz !

İnsanoğlu bir çok gerçeğe gözünü kapatıyor, kendisinin başına bir şey gelmeyeceğini zannediyor. Yemediği zaman hiçbir şey değişmeyeceğini düşünüyor. Halbuki bugünlerde birkaç kişi ile dile gelen İstanbul Lüfere Hasret Kalmasın adı altındaki çalışma binlerce insana ulaşıyor. Çünkü bir kişi yemediği zaman, diğer insanlara da anlatıyor, herkes birey olarak destek verdiğinde, aslında birlik oluyorlar.

Birlik kendiliğinden oluşan veya aniden meydana gelen bir topluluk değildir. Birlik her bireyin bir şeyler yapması ile oluşur. Bireyler mücadele verdikçe birlikler büyür ve güçlenir. Çok uzakta biryerler de olabilirsiniz ama bu konuya şahsi duruşunuz ile destek verirseniz, bu birliğin bir parçası olursunuz.

Size tabiat ile dost olmanızı, bir denge noktası olduğunu falan anlatmayacağım, merak etmeyin.

Sadece bir şeyi hatırlatmak istiyorum … Biz araba, uçak yapabiliriz, bir gün içinde milyonlarca plastik veya metal parça ortaya çıkartabiliriz, dağları delip demir veya bakır üretebiliriz ama bütün dünyanın en akıllı insanları bir araya gelse, bütün fabrikaları birleşse bir maydanoz yaprağı bile üretemez … En iyisi yeniden yapamayacağımız şeyleri yok etmemek, Lüfer sadece bunlardan biri.

Benim size bir önerim var (bu öneri yukarıda afişini gösterdiğim çalışmayı yapanlara ait olmayabilir, tamamen kişisel).

Çinekop ve Sarıkanat almayın, alanları uyarın, 24 cm’den küçük Lüfer’de almayın, gittiğiniz lokantalarda bu balığı yemeyin, satanları uyarın. Başka bir balık tercih edin, ne kaybedersiniz ? … Ama çok şey kazanırsınız.

Çalıştığınız yerlerde de eminim vurdumduymaz kişilere, hiçbir şeyi umursamayan birimlere rastlıyorsunuzdur. Eminim bu umursamazlık size, işyerinize, kariyerinize zarar veriyordur. Aynı umursamazlığı başka bir canlıya karşı siz yapmayın! Sahip çıkın.

Patronlara önerim, işletmeleri içinde iletişimsizlik olduğunu düşünüyorlarsa, çalışanlarını bu tip projelere yönlendirsinler. Böylece çalışanlar, takım çalışmasını, kendinden başkaları için çalışmayı, birlik halinde hareket etmeyi öğrenecektir veya pekiştirecektir. Aynı zamanda da işletmeniz sosyal bir fayda için çaba göstericektir.

Not : Lüfer balığı avcılığı yapanlar bilir, Lüfer çok akıllı bir balıktır. Belki de akıl verenlerden bile akıllıdır, yok olup hepimize birden gereken dersi vermek istiyordur, kimbilir !

(İstanbul Lüfer’e Hasret Kalmasın kampanyası Fikir Sahibi Damaklar isimli bir grup tarafından yürütülmektedir ve kampanyanın liderliğini Defne Koryürek yapmaktır. Bu kampanyayı desteklemek veya katılmak için aşağıda verdiğim linki tıklayınız. Yukarıda gördüğünüz afişlerden sol tarafta bulunanı kampanyaya aittir, sağ taraftakini ben yaptım, kampanya ile bir ilgisi yoktur ama “hasret kalmak istiyorsanız yapmanız gerekeni resimlediğimi düşünüyorum”. Grubun hem bu kampanyası hem de diğer çalışmaları hakkında daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız lütfen tıklayınız … )