Bu soruya yanıt verebilmek için restoranlar arasında bir ayrım yapmamız gerekir.

İşletmeleri 2?ye ayıralım;

Birinci tip işletmeler:

Genelde tek şubeli, büyüyerek şubeleşmeyi hedeflemeyen, kurumsal yapı oluşturmayı amaçlamayan( mahalle arasındaki yerler?).

İkinci tip işletmeler:

Tek şubeli veya çok şubeli; operasyonlarını genişletmek isteyen, standartlaşma ve kurumsal çalışmalar yapan, büyümeyi hedefleyen ve marka yaratmak isteyen işletmelerdir.

Her iki işletme türünde de pazarlama önemli olsa da esasen pazarlama argümanları 2. tip işletmeler için şarttır.

Ancak genelde restoran sahipleri başkalarının yaptıklarını kopya etmenin yeterli olduğunu veya en iyi şeyin ağızdan ağza pazarlama olduğunu söylerler. Bunun diğer bir anlamı kendimize özgü hiçbir şey yapmamak ve geleceğimizi öylece müşterinin iki dudağı arasına bırakmaktır.

Yatırım yapıp, emek verdikten sonra, neden bu kadar teslimiyetçi oluyoruz? Aslında cevap basit ne yapmamız gerektiğini bilmiyoruz.

Bu işi profesyonelce yapabiliyorsanız kendiniz yapın… Yapabileceğinize inanmıyorsanız, dışarıdan profesyonel yardım alın.

Elbette ürün kötüyse ve beğenilmiyorsa yapacak bir şeyiniz yok. Ancak ortalama bir ürünle bile kendinizi pazarlayabiliyorsanız, müşterinin fikirlerini, hissettiklerini, hatta sizin için kuracağı cümleleri bile değiştirme imkanınız vardır.

Herşeyden önce pazarlamanın konusu sadece poster asmak veya kampanya yapmak olmadığını kabul etmelisiniz. Pazarlama işletmeniz ile müşterinizin arasındaki iletişimin tümüyle ilgilenir. Yani müşterilerin sizi nasıl algıladığıyla ilgilenir. Bir restoran için bu ürün geliştirmeden, strateji belirlemeye ve satışa kadar ilerleyen bir süreçtir.

Restoranlarında perakende mal satan herkes gibi pazarlanmaya ihtiyacı vardır.