-
Klişe bir sözdür “Müşteri her zaman haklıdır.” ancak doğru mu?
-
Doğru değil!
-
Müşteri her zaman haklı olamaz. Kimse her zaman haklı olamaz, olmamalı da.
-
Müşteri sizin taahhütlerinizin sınırları içinde haklı olabilir.

Her ağladığında, susun diye çocuğa şeker vermemelisiniz. Verirseniz bu sizi iyi bir ebeveyn yapmaz.

Müşteri her zaman haklı dediğinizde firmanızın karakterinden ödün veririsiniz. Müşterinize de yansayacak bir ödün.

Peki ama bu işin doğrusu?

Bu işin doğrusu, “Müşteri her zaman haklı değildir ama her zaman veli nimettir.” diyebilmek.

Müşteriye yeri geldiğinde “olmazlarınızı”, “mümkün değillerinizi”, “istese de yapmayacağınız şeyleri”, söylemek sizi kötü biri değil, ne yapıp, ne yapmadığını bilen biri yapar.

Ama bunu bir veli nimete söylediğinizi unutmayın.

İmkanlar dahilinde elinizden geleni ardına koymayacağınızı hissetmeli.

Sizde elinizden geleni yapıyor olmalısınız.

Böyle yaptığınızda müşteri, sizi, sizin kurallarınızı ve değerinizi kabul eder.

Her şeye “evet” diyen kadınlar veya erkekler hiçbir zaman çekici olmamıştır. Aksine hayırları olanlar karşılarındakileri peşinden sürüklemiştir. Yeter ki içtenlikle söylesinler.

Tags:

Uzun bir aranın ardından tekrar sayfama geri döndüm ve yazmaya başlıyorum.

Bu arada birçok şey geçti başımdan, kayıplar, kazançlar…

En önemlisi babam Cengiz Pak’ı kaybettim.

Onun vefatının ardından da anladım ki, bildiğim kadarı ile ne varsa geride bırakabilmek için yazmalıymışım.

Şimdilerde aklıma bir şeyler takıldığında, ona soramıyor olsam da, eski yazılarını okuyup “burada olsa, o ne söylerdi acaba?” sorusuna yazdığı makaleleri okuyarak, cevap buluyorum.

Babasını kaybetmiş olanlar için söyleyebileceğim bir şeyim yok. Artık onlar sadece kendi cümleleri ile yaşayacaklar.

Henüz birlikte olabilenlere diyeceğim; vaktiniz varken bol bol dinleyin…

Tekrardan herkese selamlar…

Tags:

Dükkan tutmak istersem kaça tutabilirim?

Kaç adam çalıştırırım? Bu adamların ücretleri ne olur?

Kira ve işçilik bu işten çıkar mı?

Diyerekten hesaplar başlar kafada.

Ardından şu klişeler gelir;
” Kirası iyi olan bir dükkan arıyorum” bu sözü de pek çok kez duyabiliriz… İyi öyle bir kavram ki neye göre kime göre kimse bilmez.
Çoğu işletmeci de der ki: Yüksek kiralı yerlere dikkat etmek lazım…
Pek muhim bir sözdür. Dikkat etmemek gereken bir konu var mıdır ben hiç duymadım. Yüksek derken neye göre kime göre yine kimsecikler bilmiyordur.

Birde “doğru yerde doğru iş”  yapmak lazım vb. klişeler favori yol gösterici cümlelerimdendir. En doğru yer bence sayısal loto kuponudur, en doğru işte o altı rakkamı bulmaktır. Daha karlı bir iş daha icat edilmediğini bildiğimize göre, doğru yerde doğru işin mükemmel tanımı bu olabilir diyebiliriz.


Akıl verenler, yorum yapanlar ve işin içinden geldiği için güvendiğimiz kişiler bu tip klişeler kullanıyorsa uzak durmanızda fayda vardır. Ölçülemeyen, değer yargısı içermeyen, sonuç ifade etmeyen yuvarlak cümleler sadece hedefinizden uzaklaşmanıza neden olur. Diyerek devam edelim.

—————————————————————————————————-

Kira gideri yanlış analiz edilen bir gider kalemidir.

Herşeyden evvel kira gideri, bir dükkanın içinde olma bedeli olarak görülmemelidir.

Bir dükkan lokasyonu ile, cephesinin açıları ile, etrafındaki objeler ile, güneşe yönü ile, yoldan görüş acısına göre, aldığı ışık ile yaşayan, canlı bir organizma gibidir.

İletişim aracıdır, reklam panosudur, karakterinizi yansıtan m2′dir. 

Her dükkanda her iş olmaz. Bu sebepten bazı çok iyi lokasyonlarda bile iyi, şık, profesyonel görünen işletmeler dükkanlarını kapar giderler.

Dükkanınız, müşterilerinizin sevmesini istediğiniz yerdir. Ve sadece geometrisi yüzünden bile sevmeyebilirler…

Kira bedeli, sizin yaşatmak istediğiniz ruha uygun bir alanın bedelidir. Sizin yaşatmak istediğiniz ruh(konsept), o dükkana uygun değilse, kira maliyet bile değil sadece israfdır. Ona maliyet diyerek yapılan hatayı hoş görmemek, ders çıkarmak gerekir.

Ancak yapacağınız işi taşıyabilecek bir lokasyona ödenen kira, kira gideri değil, geliri olur. Yani elektrik veya temizlik gibi bir maliyet kalemi olmaktan çıkar.

—————————————————————————————————————————-

Konseptinize uygun bir yer seçmediyseniz. Ödediğiniz kiranın üstüne hem maddi hemde manavi ödeyeceğiniz bazen geri kazanamayacağınız kayıplarınız olacaktır…

Basit bir örnek ile konuyu dramatize edelim;

Örnek bir klişe: “Paket servis amaçlıyorum, ara sokaklarda ucuz kiralı bir yer bakıyorum…” söylemi ile yola çıkan küçük girişimciler.

Paket servis demek, müşterinin sizi görmeden alması demektir. Ancak satışın birinci kuralı görünür olmaktır. Eğer görünür değilseniz, derdinizi anlatmanız zor olur. Aynı zamanda unutulmanız kolay olur. Müşterinin sizi zaten göremeyeceği bir satış operasyonunda olacağınızı unutmayın.

Kira’dan kaçmak için daha az görünen yerde dükkan açmak demek…

Önünüzden geçerken sizi görüp, müşteri olacak bir sürü müşteriyi kaybetmek demektir.

Broşür dağıttığınızda, dükkanınız için “Kim ki bu?” sorusu müşterinizin kafasında belirecek ve kimse cevap veremeyecektir. Halbuki görünen yerde olsaydınız, büyük ihtimalle birileri ” aaa ben orayı gördüm, şurada yeni açıldı” diyecektir.

Broşür dağıtırız diyenleri duyuyor gibiyim.

Broşür işi zahmetli ve pahalı iştir. Her 1 müşteriyi kazıyarak kazanmaktır. Emin olun çok maliyetli ve zorlu bir iştir. İçinizden  “birileri de kendiliğinden gelse ya!” diye haykırabilirsiniz… Görünmüyorsanız bunu unutun. Haykırmakta işe yaramayacaktır.

Gözden uzaksanız, gönüldende uzak olursunuz. İnsanlar çoğu zaman önce acıkır. Sonra nereden yesek der. Hatırlanmıyorsanız, sipariş yok demektir.

——-

Kira işinize uygun bir lokasyonda işinize hayat verecek bedeldir. Hayat verecek bedellerin azı çoğu olmaz. Ödenebilen bedeller ve ödeme gücünüzün olmadığı bedeller vardır. Kira ödeme gücünüzü en çok zorlamanız gereken bedeldir. Kazıklanmadığınız sürece, ödemediğiniz her kuruş geriye fazlası ile kayıp kuruşlar olarak geri dönecektir. Kira maliyet değil. Sadece bir yatırımdır.

Mandalar çiftlikte en sevdiğim hayvanlar olmuştur. Öyle inekler veya atlar gibi insana yakında durmazlar. Onlara bakmamıza rağmen insana olan mesafelerine, bir birlerine olan bağlılıklarına, sürüye sahip çıkmalarına oldum olası hayran olmuşumdur. Bir de mandaların, o dediğim dedik yaptığım yaptık tavırları yok mu, kocaman cüsseleri ile inatçılıkları ve bakıcıları ile çocuk gibi didişmeleri her insanın görmesi gereken çok sevimli bir manzara oluşturur. Tabii tüm şirinlik ve sevimliliklerinin yanında benim için hiçbir şey, ormanda serbestçe gezinip, beslenen mandaların sütünün yerini alamaz.

Biraz manda sütü, yarım vanilya çubuğu, bir kaç yumurta, biraz şeker, biraz nişasta…

Malzemeler

1,2 kg Manda Sütü
½ Vanilya Çubuğu
4 Yumurta Sarısı
240gr Şeker
20gr Nişasta

Sütü kaynatın. Kaynar süttün 10?da 1?i kadarını 4 yumurta sarısı ile karıştırın. Manda sütü ile yumurta sarıları karışınca, tekrar aynı miktarda süt ekleyin karışıma ve karıştırın, ardından işlemi birkez daha tekrarlayın. Böylece yumurtaları ısınmış olacaktır ve kaynayan süte attığınızda yumurtanın pişip, parça parça olmasını engellemiş olacağız. Ardından tüm malzemeleri süte atın ve 35-45dk arası orta ateşte sürekli karıştırarak pişirmeye devam edin. Bu sürenin ardından manda sütünü ocaktan alın ve soğumaya bırakın, oda sıcaklığına indiğinde, bozulmaması için buzdolabına kaldırın.

24 saat içinde istediğiniz zaman dondurma yapıcınızın içine döküp, kıvam alana kadar çalıştırarak dondurmanızı yapabilirsiniz. Sağlıklı ve çok lezzetli olan manda sütü, vanilya ile dondurma haline geldiğinde çocuklar içinde büyükler içinde çok lezzetli ve herkesin tekrar tekrar isteyeceği bir tatlı olacağına emin olabilirsiniz.

Çiftlik hayatında en sevdiğim hayvanlardır Mandalar. Akıllıdırlar. Kocam cüsselerine rağmen insana uzak durmaları gerektiğini bilir, sürekli çevrelerini gözlerler. Makine ile sağılmaz sadece el ile sağıma izin veren titiz hayvanlardır. Öyle herkese de sağdırmazlar kendilerini sadece bakıcıları o kadar yaklaşabilirler. Genelde sakin ve huzurludurlar. Sütü ise en kıymetli ve bildiğim kadarı ile en meşaketli elde edilen süttür. Manda sütü bileşenleri ve yağ oranı sebebiyle özel ve kıymetli bir süttür. Dondurma yapımında bu özellikleri dondurmaya farklı bir lezzet ve kıvam verir.

Dondurmanın kalitesini belirleyen en temel madde yapıldığı sütün kalitesidir. Süt yağlı olduğu kadar kıymetli ve lezzetli olur. Manda sütü, keçi sütünden de inek sütünden de daha fazla yağlı bir süttür. Manda sütünün yüksek oranlı yağı ve karakteristik rehası sayesinde yapılan dondurmanında lezzeti diğer sütler ile yapılan dondurmalardan farklı olur. Manda sütünden dondurmanın karakterli, kendini belli eden bir süt lezzeti olur.

Aynı zamanda Manda sütünün kuru maddesi diğer sütlere kıyasla daha çoktur. Sütteki kuru madde dondurma yapımında dondurmanın dokusunu ve yapısını etkiler. Manda sütünden yapılan bir dondurma, aynı tarifler için, diğer dondurmalara kıyasla daha  yoğun ve sert bir yapıya sahip olur. Diğer sütlerde aynı kıvamı yakalamak için dışarıdan yağ veya süt tozu gibi ekstra beslemeler gerekmektedir. Manda sütünden dondurma yaparken bu tip eklemelere gerek olmadığı için, daha kıvamlı ama yalın bir süt lezzeti alırsınız.

Manda sütü günümüzde nadir bulunabilen bir süt halini almıştır. Eski zamanlarda dondurma yapımında kullanılan ancak günümüzde inek sütünün bir kaç katı kadar daha pahalı olduğundan ve bulunamadığından artık dondurmasınıda bulmak zor olan bir süt olmuştur. Lezzeti, kıvamı farklı ve çok güzel olan Manda sütünden dondurmanın esas farkını ise bir parça yediğinizde anlarsınız ve unutamazsınız…

Pandos Cem Pak

Ayvalık?ta bir dondurmacı tezgahına gidiyorum ve kakaolu dondurma istiyorum. Bana bir top kakaolu dondurma veriyor, parasını ödeyip gidiyorum. Yaklaşık 35-40dk sonra yine aynı dondurma tezgahına gidiyorum, bu sefer çikolatalı dondurma istiyorum, bana bir top kakaolu istediğim zaman verdiği dondurmadan veriyor. Aynı dondurmayı vermesi üzerine tezgahta ki kaşıkçı(dondurma tezgahtarına verilen addır.) ile  ile şöyle bir diyalog başlıyor.

Ben: ?Kakaolu dondurma ile çikolatalı dondurma aynı şey mi??
Kaşıkçı: ?Aynı şey tabii. İster kakaolu de, ister çikolatalı fark etmez.?
Ben: ?Peki dondurmanın içine çikolata eritiyor musunuz??
Kaşıkçı: ?Abi, dondurma kakao ile yapılıyor.?
Ben: ?Peki, dondurmanın içine çikolata eritseydin ve çikolatadan yapsaydın adı ne
olacaktı??
Kaşıkçı: ?O da çikolatalı dondurma olurdu.?
Ben: ?Peki, çikolatanın kendisini eritip onunla yaptığın dondurmanın adı ile, sadece toz
kakao ile yaptığın dondurmanın adı nasıl aynı olabilir? Acaba kakaolu dondurma kakao
ile yapılan, çikolatalı dondurma da çikolata ile yapılan olsa daha doğru olmaz mıydı??
Kaşıkçı: ?Haklısın abi de herkes buna çikolatalı da diyor, kakaolu da diyor.?
Ben: ?Sende haklısın kolay gelsin, iyi akşamlar? diyorum ve uzaklaşıyorum.

Çikolatalı dondurma ile kakaolu dondurma milletçe ürünlerimizi isimlendirip, ayrı ayrı sınıflamadığımız için bir karmaşaya kurban gitmektedir.

Eski zamanlarda dondurmaya çikolata eritmek vs… pahalı işlemler uygulanmadığı için, sütle kakaoyu karıştırıp çikolatalı dondurma olarak satarlarmış. Ancak dondurmanın içine çikolata eritmek lezzet, doku ve kıvam açısından tümüyle yeni bir ürün oluşması anlamına gelmekte. Bu daha pahalı ve yüksek kaliteli üründe kakaolu benzerinden farklı bir ismi hak etmektedir.

Elbette hangisini tercih edeceğiniz konusu zevk meselesidir. Bir dondurmacı tezgahına gidip, dondurmanız kakaolu mu yoksa gerçek çikolatadan mı yapıyorsunuz diye sorduğunuz da emin olun tezgahdaki herkes sizinle konuşurken lafını 2 kere tartacak, 3 kere düşünecektir.

Limonlu dondurma bazı dondurmacılarda sarı renkte, bazı dondurmacılarda ise kar beyaz renktedir. Peki hangisi gerçek Limonlu dondurmadır?

Alışıla gelmiş sarı renkli Limonlu dondurmalar mağlesef boya ile renklendirilmiş dondurmalardır. Gerçek limonlu dondurmanın rengi “kar beyaz” olur.

Limon suyu çok açık sarı renkte bir sıvıdır. (Şüpheniz varsa hemen bir limon alın ve sıkın derim.) Kabuğunu rendelemek vs… aklınıza geliyorsa, dondurmaya sarı rengi vermek için etkili olamaz. Limonun kabuğu boyamaz, rengini vermez. Neden kar beyaz renk aldığını anlamak içinse dondurmanın nasıl yapıldığına bakmamız yeterlidir.

Dondurma, önce sıvı bir karışım olarak hazırlanır. Basitçe Limonlu dondurma limon suyu+ su + şeker’den ibarettir.  Sonra bu sıvı soğutularak ve karıştırılarak dondurma haline getirilir. Bu işlem sırasında hava ile karışan sıvının hacmi büyür. Hacmi büyüyen herşey gibi yoğunluğu azılır. Yoğunluğu azaldığı gibi rengi, sıvı haline kıyasla daha da açılır. Bu sebepten sıkarak elde ettiğimiz limon suyunun renginden de daha açık bir renk ortaya çıkar. Bu prosesin sonunda açık sarı olan limon suyu, hacimde kazanarak beyazımsı bir renk alır.

Bu zamana kadar eminim sarı renkte limonlu dondurmalar yediniz ve belki hala daha yiyorsunuz. Ancak artık sarı renkteki limonlu dondurmaların boya içerdiğini biliyorsunuz ve bir seçim yapma şansınız var.

Keyifle, afiyetle, sağlıkla yeni tatlar denemeniz dileği ile…

Pandos

Cem Pak.

Tags:

Meyveli Dondurma (Sorbe, Sorbet, Sorbetto)

Sadece meyve ve şeker ile yapılan dondurmadır sorbe. Meyeli dondurmanın olabilecek en saf halidir. Pandos Dondurmada meyveli dondurmaları bu şekilde hazırlamaktayız. Bugünlerde dondurmacılarda bir karmaşa oluyor meyveli dondurma dendiğinde. Daha buzlu sorbeler veya sütle hazırlanan dondurmalar biraz karışıyor.

Neden mi?

Türkçe’de dondurma hem sütlü hemde sütsüz yapılan çeşitler için ortak bir addır. Süt kullanılarak hazırlanan meyveli dondurmalar ile süt kullanılmadan sadece meyve ve şeker ile hazırlanan dondundurmaları birbirinden ayırmak için (sorbe) ifadesini kullanmaktayız.

Peki ya Sorbe, Sorbetto & Sorbet Konusu…

Ülkemizde sorbe ifadesini kullanıyoruz. Ancak sorbet ve sorbetto ifadeleride geçiyor dondurmacılarda. Bu karmaşa aslında dünyada da olan bir ifade karışıklığı. İtalyan’lar Sorbetto derken, Fransız’lar Sorbet diyor. Yer yer insanlar Fransız’ların kullandığı Sorbet’i, yer yer de İtalyan’ların kullandığı Sorbetto tanımını kullanmaktadır. İkiside tümüyle aynı ürünün adıdır ve ikisi de doğrudur. Ülkemizdeki “sorbe” ifadesi, Türk Dil Kurumu’nda geçmemekte, ancak halk tarafından kabul edilmiş bir kelime olmuştur. Sorbe, sorbet, sorbetto hepsi meyve ve şeker ile hazırlanan, içinde süt ürünü barındırmayan dondurmanın adıdır.

Sorbenin Tarihsel Çıkış Noktası Araplar

Sorbenin kökü ne İtalyan ne de Fransız icadıdır. Kelime şerbet kelimesinden türemiştir. Benzerlik aşikardır, yabancı dilde sherbet – sorbet olmuştur, İtalyanca’da sorbetto. Şerbet o dönemde arapların meyve özlerinden yaptığı, soğuk servis edilebilmesi için buzla karıştırılarak hazırladıkları soğuk, şekerli meyveli içecektir. Özü haçlıların, müslümanlardan gördükleri şerbeti, dondurma haline getirip, buna isim vermeleridir.

Günümüzde “sorbe” ifadesi süt içermeyen dondurmalar için bir genelleme halini almaktadır. İngilizce karşılığı (water-ice made), sulu-buz olarak geçer.

Kış aylarında dondurma yemek istiyorum, ama sert ve soğuk oluyor diye çözüm ararken. Denemeler sonunda farklı bir tarif ortaya çıktı. Kışa özel daha yumuşak, yerken ağızda ılık bir lezzette bırakan farklı bir çikolatalı dondurma tarifi.

Aslında bütün hikaye çikolatalı dondurmayı çok seven mimar bir arkadaşım ile başladı…

Bir gün yaptığım çikolatalı dondurma ile bir pakette Pepperidge Farm’ın kurabiyelerinden aldık yanımıza. 2 kişi 500gr çikolatalı dondurma ve bir paket Pepperidge Farm kurabiyeyi tek oturuşta bitiri verdik (benim sadece 2 kurabiye ve bir top dondurma yediğimi düşünürsek…) arkadaşımın performansı çok iyiydi. Aslında dondurma sert olsaydı, o kadar kurabiye o kadar dondurma ile yenemezdi. Büyük ihtimalle dondurmada tek başına yenseydi bitmezdi. Hem yumuşak kıvamı, hemde kolay yenilebilmesi ve yanında kurabiye gibi ağızı ısıtan bir tatlının eşlik etmesi dondurma ile kurabiyeyi bir arada bizim için yeni bir tatlı haline getirmişti. O an biraz şaşkınlıkla nasıl bitirebildik diye düşünmedikde değil. Bu olay üzerine onun kurabiye ile dondurma yeme şekli yeni bir ilham verdi…

Bunun üzerine daha yumuşak, yemesi kolay, ağızda daha ılık tatlar bırakan dondurmalar yapmak için çalışmaya başladım. Bir çok tarif ortaya çıktı tahinli, çikolatalı, beyaz çikolatalı, kestaneli, çilekli… Benim içinse en ilginci aşağıda paylaştığım çikolatalı dondurma oldu. Karamel bazlı farklı bir çikolatalı dondurma.

Malzemeler:

Karamel İçin;
600gr şeker
1000gr krema
-
Dondurma İçin;
5kg Süt
1300gr Şeker
650gr Kakao
200gr Pudra Şekeri(vanilinsiz)
250gr Bitter Çikolata

Karamel Tarifi:

Şekeri ocağa koyun, tahta bir kaşıkla şekeri hafif hafif karıştırarak eritin.
Karamel rengini aldığında şeker, 600gr kremayı azar azar, 6-7 seferde şekerin içine dökerek yedirin.
Bir taşım kaynadığında karışım ateşten alın.

Dondurma Karışımı:

Çikolata dışında tüm malzemeyi karıştırın.
Karışımı ocağa alın ve bir taşım kaynatın. Kaynadıktan sonra ateşten alın.
Karamel sosunuzu dondurma karışımının içine dökün, özdeşleşene kadar karıştırın.
Karışım ılınınca, 1kg Çikolatayı doğrayın ve karışımın içine atın.
Dondurma karışımınız, dondurma makinesine girmek için hazırdır.

Tarif evde yapmak için biraz fazladır. Tarifte ki miktarları 6′ya bölerek kullanırsanız evdeki dondurma makinelerinde de 2 turda 1 kiloyu aşkın dondurma yapmış olursunuz.

Çikolata lezzeti önde olan, ancak içindeki karamel sosun lezzetininde alttan damakta sıcak bir tat bıraktığı bir tarif. Karamel ve çikolata sevenlere kesinlekle tavsiye ederim. Çikolatanın farklı hallerini sevenler ise kesinlikle denemeli.

Tags:

İnsanların aklına genelde yazın gelir dondurma. Ancak konu dükkan açmak olunca kıştan çalışmalar başlar. En ufak bir dükkanın bile açılıp eksiklerinin tamamlanması 1-2 ayı bulur. Yani Mart’da dondurmacı açmak için dükkanı tutsanız, Mayıs ayında anca hazır olursunuzki artık sezon başlıyordur, önünüz hazirandır. Bu sebepten hazır 2014′ün ilk ayında iken dondurma dükkanı açmak isteyenlere hazırlık olsun diye konuya değinmek istedim…

Tarzınız Ne Olacak?

Türkiye’de farklı tarzlarda dondurmacılar vardır.

1-) Geleneksel Maraş Usulü: Bu dondurmacıların sütlü ürünlerinin çoğunda sahlep vardır. Zaten maraşın ünlü dövme dondurmasıda süt, şeker ve sahlepten yapılan dondurmadır. Meyveli dondurmaları süt bazlıda yapabilirler, meyve bazlıda. Ancak öne çıktıkları çeşitlerin başında kaymaklı dondurma ve diğer süt bazlı dondurmalar gelir.

2-) İtalyan Dondurması: İtalyanlar dondurmaya (Gelato) derler. Bunun sebebi, italyanların dondurmayı kendilerine göre yeniden tanımlayıp, şeker ve yağ oranlarına kendilerine göre alt ve üst sınırlar belirleyip, bu sınırlar aralığındaki dondurmalarada özel bir ad vermesidir. Aslında başarılı bir markalamadan başka bir şey değildir. Taze meyve tatlarının öne çıktığı, daha az yağlı ve daha az şekerli, daha çok lezzet veren malzemelerin bol kullanıldığı bir dondurma çeşitidir.

3-) Amerikan Dondurması: Özel bir ismi olmasada farklı katagorileri vardır. Premium, super premium gibi. Ülkemizde yapılan dondurmadan veya Gelato’dan daha yağlıdır. Kullanılan şeker miktarıda daha fazladır. Ancak dünaynın genel olarak tükettiği dondurma çeşidi, amerikalıların yaptığıdır. Meyveli çeşitlerinde süt bazlı yapıldığı, kremanın bolca kullanıldığı yoğun lezzetlere sahip bir dondurma ekolüdür.

Farklı bir kaç ekol daha olsa da ülkemizde şuanda gördüğünüz örnekler bu 3 ekolden çıkmadır. Dondurma dükkanı açmadan önce nasıl bir dondurma ve nasıl bir ekolde üretim yapacağınıza karar vermeniz gerekir. Bütün dekorasyonunuz, hatta dolap seçiminiz ve fiyatlarınız bu doğrultuda şekil alacaktır.

Yapacağınız Dondurmaya Karar Verdiniz… Ya Sonra

Şahsi tavsiyem, ne yapacağınıza karar verdikten sonra her yeri gezmektir. Bulunan her dondurmacıya gitmek, yemek ve gözlemlemek. Kendi yaptığınız dondurmayı önce rakiplerinizle kıyaslamalısınız. Uzay boşluğunda değilsiniz ve biri sizden dondurma alacaksa diğerlerinden almayacak anlamına gelir.

Bu halde şu soruyu sormalısınız: “Rakiplerim yerinde neden benden dondurma alacaklar”

Bu sorunun cevabını bulmak, bir tanım oluşturabilmek için önce herkese gitmelisiniz. Rakipleri değerlendirdikten sonra ne yapacağınıza karar verme zamanı gelmiştir. Rakipleri değerlendirmeden, şirin, güzel, şık bir yer olsun diyerek bir işe başlarsanız, futbol maçına sahaya çıkalım iki şık hareket yapalım diye çıkan futbolcu gibi olursunuz. Unutmayalım amaç şık hareketler değil, maçı kazanmak. Elbette şık, şirin vb… kulağa çok tatlı geldiğini biliyorum.

İşe Koyulma Zamanı

Artık dükkanı kurma zamanınız geldi. Dondurmacının kalbi dondurma dolabıdır(tehşir reyonu). Ayakları derin dondurucuları, eli koluda dondurma kaşıklarıdır. Bu üç ekipman alımında en iyisini almaya çalışın. Özellikle dondurma dolabı hayatidir. Benim bildiğim Türkiye’de 3 marka var popüler. Klimatek, Sevel, Uğur. 3 markayıda az çok bilirim.

Klimatek restoran sektöründe McDonald’s, KFC, Subway vb… dünya markalarına Türkiye’de servis veren bir firmadır. Dondurma makineleri ve tehşir reyonları ithaldir. Markalar sizi korkutmasın her boyuttaki firma ile çalışırlar. Dondurma ekipmanlarının ötesinde bir çok mutfak ekipmanınıda Klimatek’de bulabilirsiniz.

Sevel Türkiye’de dondurmacılar arasında belkid de en yaygın olan markadır. Türk firmasıdır. Teşhir reyonlarını kendi üretir. Dondurma makineleri ise ithaldir. Tümüyle dondurma işine odaklanmış olduklarından, aradığınız bir çok konuda yardımcı olabilecek bir firmadır.

Uğur bir çoğumuzun bildiği derin dondurucu markasıdır. Yerli bir üreticidir. Hem tehşir dolabı, hemde dondurma makinesi üretir.

Bunların dışında da markalar ve üreticilerde bulunmakta ancak önce bu 3 firma ile görüşülmesinde fayda vardır.

Diğer ekipmanlar büyük yatırım gerektirmez. Ancak yine bilinen firmalar ile çalışmanız süprizleri azaltacağından, macera aramamanızı tavsiye ederim.

Hangi usülde dondurma yapacağınızı belirleyip, ekipmanlarınızıda belirledikten sonra geriye bütçenize uygun bir yer bulmak kalır. Yer seçimi yaparken dikkat edilmesi gereken 2 unsur vardır. Dondurmayı kadınlar ve çocuklar çok yer. Dondurma yazın kalabalık olan yerlerde daha çok satar. Bu iki gerçeği göz ardı etmeden, dükkanın büyüklüğü çoğu zaman çok önemli değildir, bir cafe veya restoranın aksine, bütçenize uygun en iyi yeri tutmaya çalışmanızı öneririm. İşiniz sezonluk olduğundan, kısa sürede toplayabildiğiniz kadar parayı toplamanız gereklidir.